ŞEFAAT NİÇİN İNKÂR EDİLİYOR?
Hadis İnkârcılığı Üzerine – Yazı 20
Peygamberimizin şefaatini inkâr eden kesimlerin ayetlerden kendilerine aldıkları sözde delilleri ve iddiaları şunlardır:
• De ki: “Bütün şefâat Allah’ındır.” (Zümer Suresi, 44)
• Ey iman edenler! Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz. (Bakara Suresi, 48)
• Allah'tan başka şefâatçiler mi edindiler ? (Enam Suresi, 51)
• Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. (Mümin Suresi, 17)
Ayetlere göre, mahşer günü şefaat sadece Allah’a aittir, kimseden şefaat kabul olunmayacaktır ve herkes kendi ameline karşılık bulacaktır, denilerek şefaat inkâr edilir.
Cevap:
1.
Şefaati inkâr eden kesimler özellikle kafirler ve müşrikler hakkında inmiş ayetleri de alarak Peygamberlerin şefaat edemeyeceğini ve Müslümanların şefaat göremeyeceğini iddia ederler. Allah, Yahudi ve Hristiyanların, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz..." (Maide, 18) sözleri üzerine onları bu konuda yalanlamıştır. Yine Cenâb-ı Hak başka bir ayette, "Zâlimlerin ne müşfik bir yakını ne de dinlenebilecek bir şefaatçisi yoktur" (Mümin, 18) buyurmuştur. Ayrıca, müşriklerin taptıkları putlar hakkında “İlahlarımız bize şefaatçi olacak” gibi sözlerini de Kuran boşa çıkarmıştır. Ayette, “Allah’ı bırakıp da, taptıkları putlar şefaat edemez. Ancak, hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.”(Zuhruf, 86) buyrulmuştur. Bu ayetlerde şefaatin fayda vermeyeceği zümrelerden kasıt, gayri müslim ve müşriklerdir ve ayetler Müslümanlar hakkında inmiş ayetler değildir.
Ayetlerde belirtildiği üzere bütün şefaat sadece Allah’a aittir ve Allah’ın iznine bağlıdır. Bu durum da Peygamberimizin şefaatinin yokluğuna delil değildir. Çünkü ayetlerde kastedilen, Allah izin vermezse kimsenin kimseye şefaat edemeyeceğidir. Ancak, Allah mahşer günü şefaat için belirli zümrelere izin verecektir. Şefaatin var olduğunu delillendiren ayetlerden örnekler şunlardır:
• O gün (mahşer günü), kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder. (Taha Suresi, 108 - 109)
• Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez. (Meryem Suresi, 85 - 87)
• Onlar, Onun (Allah’ın) rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler. (Enbiya, 28)
Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere, mahşer günü Allah’ın şefaat için izin vereceği zümreler olacaktır. Bu sebeple şefaati inkâr edenlerin öne sürdükleri ayetlerde kastedilen zümrelerin, müşrik ve gayri müslimler olduğu açıkça anlaşılmaktadır. (bkz. Maide, 18; Mümin, 18; Zuhruf, 86)
İddiada verilen Bakara Suresinin “Ey iman edenler”diye başlayan 254. ayetinin devamında ise “ne bir dostluk ne de bir şefaat vardır” buyurulmaktadır. Ancak bu ayete de, “şefaat yok” diye mana verilemez. “Allah’ın izni olmaksızın” şefaat yoktur manası verilebilir. Aksi takdirde bu anlamı verenler diğer ayet-i kerimeler ile çelişirler. Kur’an’da ise çelişki yoktur.
Bakara 254'ten hemen sonra gelen ayet Bakara 255'te “O’nun izni olmadan şefaat edecek olan kimdir?” buyurulmaktadır. Bir şeyin izne bağlanmış olması, izin verilmesi halinde o şeyin mümkün olduğunu gösterir. Dolayısıyla Bakara 254 ve Bakara 255 ve de diğer şefaatin olacağını bildiren ayetler birlikte mütalaa edilirse, Bakara 254'teki ifadenin 'kullar istemeleri halinde şefaat kimseye fayda vermeyecek. Bu ancak Allah'ın iznine bağlı olacak' anlamına geldiği görülür.
2.
Şefaat dua etmek, kişinin affolunması için Allah’a yalvarmak, buna aracılık etmek gibi anlamlara gelir. Kuran’da kendi kavimlerinin affolunması için dua eden Peygamberlerden örnekler şunlardır;
• Hz.İbrahim’in(as) duası:
“Ya Rabbî! Doğrusu onlar insanların çoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tâbi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, o da Senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” (İbrahim Suresi, 36)
• Hz.İsa’nın(as) duası:
“Ya Rabbî! Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen'in kullarındır. Onları affedersen, Aziz ü Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen'sin!” (Maide Suresi, 118)
Tıpkı bahsedilen Peygamberlerin kendi ümmetlerine dua ederek şefaat ettikleri gibi, Hz.Muhammed’de (sav) kendi ümmetine dua ederek şefaat edecektir. Ancak, şefaat hakkını ahirette kullanacaktır. Ahirette peygamberlerin hepsine, mü'minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır. (Buhârî, Rikak, 45; Tevhid, 33; Müslim, İman, 81). Peygamberler içinde ilk defa Allah’ın izin vermesiyle şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak olan peygamber, Hz. Muhammed(sav)'dir. (Müslim, Fadâil, 2) Ahirette Hz. Muhammed (sav)'in bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umumî ve büyük şefaattır. (bk. Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84) Bu şefaat, müminlerin cennetteki derecelerini de arttıracak bir şefaattir. Bundan dolayı Hz. Peygamber(sav) bir hadisinde, "Cennet'te insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim." buyurmuştur (Müslim, İman, 85). Başka bir hadisi şerifinde “Benim şefaatim dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir.”(Tirmizî, Daavat, 126; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/307) buyurmuştur.
3.
Diğer bir ayet olan, “Bugün (mahşer günü) herkese kazandığının karşılığı verilir.” (Mümin Suresi, 17) ayeti de şefaati reddetmez. Çünkü ayete göre, her insan amel defterinde kendi amelini bulacak, kişilere amel defterleri verilecek ve her iyilik yapan iyiliğini görecek her kötülük yapan da cezasını görecektir. Mahşer yerinde beklemenin sıkıntısı, günahı olan kullar için dehşet verici olacaktır. (Müslim 194, 327) Dolayısıyla kendisine şefaat edilmesine müsaade edilecek müminlerin günahlarına, mahşer alanında çektikleri sıkıntılar kefaret olacaktır. Yani mahşer gününde çekilen sıkıntılarla, o kötü amellerine karşılık verilmiş ve kefareti alınmış olacaktır. Dolayısıyla ayetin şefaati reddedecek bir anlamı söz konusu değildir.
Sonrasında Allah şefaat etmeleri, yalvarmaları için razı olduğu kullarına izin verecektir. Peygamberler, evliya, asfiya ve şehitler -derecelerine göre- Allah’ın onlara bahşettiği seviyede şefaat edebilecek ve edeceklerdir. (İbni Mace, Zühd 37; Ebu Davut, Cihad, 28) Ancak, bu mevzuda da yine, zirve Allah Rasulü(asm)’nündür. Allah’ın şefaat edilmelerine izin vereceği insanların kimler olacağı konusunda da elbette bir denge ve adalet söz konusu olacaktır. “Artık şefaatçıların şefaati onlara fayda vermez.”(Müdessir, 48) ayetine göre de bir kısım zümreye şefaat fayda etmeyecektir.
Ateizme ve Hadis Inkârcılığına Cevapların Verildiği Sayfamıza Davetlisiniz
Delillerle İslam
Hadis İnkârcılığı Üzerine – Yazı 20
Peygamberimizin şefaatini inkâr eden kesimlerin ayetlerden kendilerine aldıkları sözde delilleri ve iddiaları şunlardır:
• De ki: “Bütün şefâat Allah’ındır.” (Zümer Suresi, 44)
• Ey iman edenler! Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz. (Bakara Suresi, 48)
• Allah'tan başka şefâatçiler mi edindiler ? (Enam Suresi, 51)
• Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. (Mümin Suresi, 17)
Ayetlere göre, mahşer günü şefaat sadece Allah’a aittir, kimseden şefaat kabul olunmayacaktır ve herkes kendi ameline karşılık bulacaktır, denilerek şefaat inkâr edilir.
Cevap:
1.
Şefaati inkâr eden kesimler özellikle kafirler ve müşrikler hakkında inmiş ayetleri de alarak Peygamberlerin şefaat edemeyeceğini ve Müslümanların şefaat göremeyeceğini iddia ederler. Allah, Yahudi ve Hristiyanların, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz..." (Maide, 18) sözleri üzerine onları bu konuda yalanlamıştır. Yine Cenâb-ı Hak başka bir ayette, "Zâlimlerin ne müşfik bir yakını ne de dinlenebilecek bir şefaatçisi yoktur" (Mümin, 18) buyurmuştur. Ayrıca, müşriklerin taptıkları putlar hakkında “İlahlarımız bize şefaatçi olacak” gibi sözlerini de Kuran boşa çıkarmıştır. Ayette, “Allah’ı bırakıp da, taptıkları putlar şefaat edemez. Ancak, hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.”(Zuhruf, 86) buyrulmuştur. Bu ayetlerde şefaatin fayda vermeyeceği zümrelerden kasıt, gayri müslim ve müşriklerdir ve ayetler Müslümanlar hakkında inmiş ayetler değildir.
Ayetlerde belirtildiği üzere bütün şefaat sadece Allah’a aittir ve Allah’ın iznine bağlıdır. Bu durum da Peygamberimizin şefaatinin yokluğuna delil değildir. Çünkü ayetlerde kastedilen, Allah izin vermezse kimsenin kimseye şefaat edemeyeceğidir. Ancak, Allah mahşer günü şefaat için belirli zümrelere izin verecektir. Şefaatin var olduğunu delillendiren ayetlerden örnekler şunlardır:
• O gün (mahşer günü), kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder. (Taha Suresi, 108 - 109)
• Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez. (Meryem Suresi, 85 - 87)
• Onlar, Onun (Allah’ın) rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler. (Enbiya, 28)
Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere, mahşer günü Allah’ın şefaat için izin vereceği zümreler olacaktır. Bu sebeple şefaati inkâr edenlerin öne sürdükleri ayetlerde kastedilen zümrelerin, müşrik ve gayri müslimler olduğu açıkça anlaşılmaktadır. (bkz. Maide, 18; Mümin, 18; Zuhruf, 86)
İddiada verilen Bakara Suresinin “Ey iman edenler”diye başlayan 254. ayetinin devamında ise “ne bir dostluk ne de bir şefaat vardır” buyurulmaktadır. Ancak bu ayete de, “şefaat yok” diye mana verilemez. “Allah’ın izni olmaksızın” şefaat yoktur manası verilebilir. Aksi takdirde bu anlamı verenler diğer ayet-i kerimeler ile çelişirler. Kur’an’da ise çelişki yoktur.
Bakara 254'ten hemen sonra gelen ayet Bakara 255'te “O’nun izni olmadan şefaat edecek olan kimdir?” buyurulmaktadır. Bir şeyin izne bağlanmış olması, izin verilmesi halinde o şeyin mümkün olduğunu gösterir. Dolayısıyla Bakara 254 ve Bakara 255 ve de diğer şefaatin olacağını bildiren ayetler birlikte mütalaa edilirse, Bakara 254'teki ifadenin 'kullar istemeleri halinde şefaat kimseye fayda vermeyecek. Bu ancak Allah'ın iznine bağlı olacak' anlamına geldiği görülür.
2.
Şefaat dua etmek, kişinin affolunması için Allah’a yalvarmak, buna aracılık etmek gibi anlamlara gelir. Kuran’da kendi kavimlerinin affolunması için dua eden Peygamberlerden örnekler şunlardır;
• Hz.İbrahim’in(as) duası:
“Ya Rabbî! Doğrusu onlar insanların çoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tâbi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, o da Senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” (İbrahim Suresi, 36)
• Hz.İsa’nın(as) duası:
“Ya Rabbî! Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen'in kullarındır. Onları affedersen, Aziz ü Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen'sin!” (Maide Suresi, 118)
Tıpkı bahsedilen Peygamberlerin kendi ümmetlerine dua ederek şefaat ettikleri gibi, Hz.Muhammed’de (sav) kendi ümmetine dua ederek şefaat edecektir. Ancak, şefaat hakkını ahirette kullanacaktır. Ahirette peygamberlerin hepsine, mü'minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır. (Buhârî, Rikak, 45; Tevhid, 33; Müslim, İman, 81). Peygamberler içinde ilk defa Allah’ın izin vermesiyle şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak olan peygamber, Hz. Muhammed(sav)'dir. (Müslim, Fadâil, 2) Ahirette Hz. Muhammed (sav)'in bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umumî ve büyük şefaattır. (bk. Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84) Bu şefaat, müminlerin cennetteki derecelerini de arttıracak bir şefaattir. Bundan dolayı Hz. Peygamber(sav) bir hadisinde, "Cennet'te insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim." buyurmuştur (Müslim, İman, 85). Başka bir hadisi şerifinde “Benim şefaatim dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir.”(Tirmizî, Daavat, 126; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/307) buyurmuştur.
3.
Diğer bir ayet olan, “Bugün (mahşer günü) herkese kazandığının karşılığı verilir.” (Mümin Suresi, 17) ayeti de şefaati reddetmez. Çünkü ayete göre, her insan amel defterinde kendi amelini bulacak, kişilere amel defterleri verilecek ve her iyilik yapan iyiliğini görecek her kötülük yapan da cezasını görecektir. Mahşer yerinde beklemenin sıkıntısı, günahı olan kullar için dehşet verici olacaktır. (Müslim 194, 327) Dolayısıyla kendisine şefaat edilmesine müsaade edilecek müminlerin günahlarına, mahşer alanında çektikleri sıkıntılar kefaret olacaktır. Yani mahşer gününde çekilen sıkıntılarla, o kötü amellerine karşılık verilmiş ve kefareti alınmış olacaktır. Dolayısıyla ayetin şefaati reddedecek bir anlamı söz konusu değildir.
Sonrasında Allah şefaat etmeleri, yalvarmaları için razı olduğu kullarına izin verecektir. Peygamberler, evliya, asfiya ve şehitler -derecelerine göre- Allah’ın onlara bahşettiği seviyede şefaat edebilecek ve edeceklerdir. (İbni Mace, Zühd 37; Ebu Davut, Cihad, 28) Ancak, bu mevzuda da yine, zirve Allah Rasulü(asm)’nündür. Allah’ın şefaat edilmelerine izin vereceği insanların kimler olacağı konusunda da elbette bir denge ve adalet söz konusu olacaktır. “Artık şefaatçıların şefaati onlara fayda vermez.”(Müdessir, 48) ayetine göre de bir kısım zümreye şefaat fayda etmeyecektir.
Ateizme ve Hadis Inkârcılığına Cevapların Verildiği Sayfamıza Davetlisiniz
Delillerle İslam
Yorumlar
Yorum Gönder