Ateist İddialar ve İslam Üzerine – Yazı 11
Amazonlarda, Avrupa’da ya da Müslümanların olmadığı bir yerde doğan insanların şartlarıyla bizim şartlarımızın bir olmamasına rağmen, hepimizin İslam'la mükellef tutulmasının hikmeti nedir? Müslüman anne babadan doğmayan kişinin imana girmesi için imtihan şartları zor, Müslüman anne babadan doğan kişinin ise imtihan şartları daha kolay değil midir?
Cevap:
Konuyu bir kaç boyuttan ele alalım:
1.
İslam'da fetret ehli olarak bilinen, kendisine İslam tebliği ulaşmamış insanlar hakkında hükümler şöyledir: Eğer bir insana İslam tebliği ulaşmamış ve İslam'dan habersizse, o kişiler İslam'dan mükellef tutulmaz ve bulunduğu şartlara ve o şartlar içerisinde bir Yaratıcının varlığına inanıp inanmamakla mükellef olur. Nitekim, yapılan bilimsel araştırmalarda, insanları Yaratıcıya inanmaya meyillendiren genler tespit edilmiştir. (Dean Hamer, Tanrı Geni: İnanç Nasıl Genlerimize Kodlanmış. Time Dergisi. 2004) Bu durum, bir yaratıcının varlığının akıl yoluyla anlaşılması konusunda insanlara Allah tarafından kolaylık verildiğini göstermektedir. Yani, fetret ehli denilen kişiler, İmam Maturidi’ye göre sadece Yaratıcının varlığına inanmakla mükelleftir. Eşari ekolüne göreyse, Yaratıcının varlığına inanmasa dahi bu kişiler ahirette herhangi bir inanç esasından sorumlu tutulmazlar. Çünkü, yaratıcı ve din hakkında kendilerine tebliğ gelmemiştir. Bir ayette Allah şöyle buyurmuştur: “Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar teklif eder.” (Bakara, 2/286.)
Kendisine İslam’ın bilgisi ulaşmış ancak İslam’ın aslını öğrenme imkanı bulamamış kişiler için İmam-ı Gazali (ra) şöyle demiştir: Müslüman olmayan bir kişiye Hz.Muhammed (sav) den bahsedilmiş, ancak çocukluğundan beri kendisine haşa yalancı peygamber diye tanıtılmış ve sonra Peygamberimizin sıfatlarını tanıma, öğrenme imkanı bulamamışsa, ümid ediyorum ki onlar da cennetliktir, demiştir (İmam-ı Gazali, İslâm'da Müsamaha. Trc.: Süleyman Uludağ. s: 60-61.)
Bunların dışında kendisine İslam'ın tebliği ulaşmış, Kuran'dan haberdar olan, İslam’ı bilen insanların İslam'ı kabul etmemesi halinde cennet ehli olmadığı bilinmektedir. Bu kişilerin iyi amellerinin ahirette karşılığı yoktur. Dünyada görecekleri nimetler, onların iyi amellerine bu dünyada verilmiş karşılıktır. Ancak, ahirette nasipleri yoktur. Bunun yanında, günümüzde dünyanın pek çok yerinde İslam’a giriş yapan kişi sayının gittikçe artması, hak ve hakikati hakkıyla araştıran kişilerin İslam’ı anlayıp kabullendiğini göstermektedir. Allah, imtihan için yeryüzüne gönderdiği insanlara hiç bir şekilde adaletsizlik yapmamakta, hakikatin bilgi ve ilhamını onlara ulaştırmaktadır. Ateizmin akıldan istifa etmekle mümkün olduğu, Deizm’in çıkmazları, Hristiyanlık, Yahudilik gibi dinlerin de akla ve insafa asla uymayan yönleri sayfamızda paylaşılmıştır ve paylaşılmaya devam edilmektedir. Bu hakikatleri görüp vicdanıyla hareket eden kişiler, her türlü karalama çabalarına rağmen İslam ile müşerref olmaktadırlar.
2.
İslam topraklarında doğmanın kesin bir avantaj sağladığı görüşü doğru değildir. Mesela, Türkiye Müslümanların çoğunlukta bulunduğunu söylediğimiz bir ülkedir ancak Türkiye'de 5 vakit namaz kılan kişi oranı sadece % 22’dir. (MAK Danışmanlık, ‘Türkiye’de Dine ve Dini Değerlere Bakış Araştırması, 2017)
Yine, Türkiye'deki meyhane sayıları bir hayli fazladır. Allah’ın yasakları ihlal edilerek sürülen yaşam sayısı da epeyce fazladır. Yurt dışında doğanların nasıl İslam'la şereflenip imanla öleceğini düşünürüz ancak Müslüman ülkede doğan bizlerin imanla öleceğini biz Müslümanlara garanti eden kimdir? Zira, Müslümanım diyerek ilim öğrenmeyen ve Kuran’ın hükümleri hakkında ‘bu devirde böyle hükümler olur mu’ diyerek küfre sapanların imanla öleceğini kim garanti etmektedir! Ya da Müslüman olduğunu iddia ederek 5 vakit namaz kılmayan insanların iman ile öleceğini de kim garanti etmektedir! Bir hadis-i şerifte ”Kişi ile küfür arasında namazı terk etmek vardır.“ (Müslim, Îmân 134) buyurulmuştur. Yine bir hadis-i kutside Allah şöyle buyurur: “Namaz kılan kullarıma cennetti vaad ettim. Namaz kılmayanlar hakkında ise böyle bir sözüm yoktur.” (Nesaî, Salât 6; Darimî, Salât 24) Demek ki, kişinin Müslüman olduğunu iddia etmesi onun iman ile öleceğinin bir garantisi değildir. Aynı şekilde İslam diyarında doğmamış kişilerin imansız öleceği de onlar için garanti değildir. Bu, elbette Allah’ın adaletle hükmedeceği bir konudur.
Allah’ın son nefesinde iman nasip edip etmediğini bilmediğimiz insanların yaşantılarına bakarak onlar hakkında "Bu onlar için adaletsizlik değil mi?" demek son derece hatalı bir düşüncedir. Henüz sonuçları açıklanmamış bir sınav hakkında “adaletsiz sonuçlandı” denemez ve Allah adaletsizlikten münezzehtir. Örneğin, bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) “Fahişe bir kadının susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su vermesi sebebiyle cennetlik olduğunu” (Müslim, Tövbe 155, 2245) bildirmiştir. Kimin günahlarının affedilip kimin affedilmeyeceğine, kimin iman üzere ölüp kimin küfür üzere öleceğine ve kimin cennet ehli olup kimin olmayacağına elbette Allah, adaletle karar verecektir.
3.
Bu tür akla takılan düşünceler, nefis ve şeytanın insanı doğru yoldan yanıltma, ibadetten soğutma, gideceği manevi yolculukta hızını azaltma maksatlı verdiği vesveselerdir. Kuran'ı Kerim'de geçen bir kıssada, Hz. Musa (asm) hak dinin tebliği için Firavunun yanına geldiğinde, Firavun daha önce tebliğ ulaşmadığını düşündüğü kişileri kastederek, "Peki bizden önceki insanların hali ne olacak"(Taha, 51) demiştir. Buna karşılık Hz. Musa (asm): "Onlara ait bilgi ve verilecek hüküm Rabbimin katındadır. Şüphesiz, benim Rabbim şaşırmaz ve yanılmaz". (Taha, 52) demiştir.
Hz.Musa, Firavun’a hak dini anlatırken Firavun, bu tebliğ üzerine düşünmek yerine kendisine tebliğ ulaşmamış insanların durumlarıyla meşgul olmaktadır. Buna karşılık Hz. Musa’nın da sözlerinden anlaşıldığı gibi kişilere tebliğ ulaşsın, ulaşmasın bu kişilerin akıbetinin nasıl olacağı meselesi, Allah’ın şaşırmadan, yanılmadan, adaletle hüküm vereceği bir meseledir. Bizlere düşen ise, hak din olan İslam’ı bulmak, anlamak konusunda nereye kadar gidebiliyoruz, dinin emir ve yasaklarına ne kadar riayet edebiliyoruz, eksik kalmış namaz, oruç, zekat, güzel ahlak vb. gibi kulluk vazifelerimizi tamamlamamız için neler yapmalıyız, bunları düşünmektir, bunları dert edinmektir.
Ateizm'e Cevapların Verildiği Sayfamıza Davetlisiniz...
Delillerle İslam
Amazonlarda, Avrupa’da ya da Müslümanların olmadığı bir yerde doğan insanların şartlarıyla bizim şartlarımızın bir olmamasına rağmen, hepimizin İslam'la mükellef tutulmasının hikmeti nedir? Müslüman anne babadan doğmayan kişinin imana girmesi için imtihan şartları zor, Müslüman anne babadan doğan kişinin ise imtihan şartları daha kolay değil midir?
Cevap:
Konuyu bir kaç boyuttan ele alalım:
1.
İslam'da fetret ehli olarak bilinen, kendisine İslam tebliği ulaşmamış insanlar hakkında hükümler şöyledir: Eğer bir insana İslam tebliği ulaşmamış ve İslam'dan habersizse, o kişiler İslam'dan mükellef tutulmaz ve bulunduğu şartlara ve o şartlar içerisinde bir Yaratıcının varlığına inanıp inanmamakla mükellef olur. Nitekim, yapılan bilimsel araştırmalarda, insanları Yaratıcıya inanmaya meyillendiren genler tespit edilmiştir. (Dean Hamer, Tanrı Geni: İnanç Nasıl Genlerimize Kodlanmış. Time Dergisi. 2004) Bu durum, bir yaratıcının varlığının akıl yoluyla anlaşılması konusunda insanlara Allah tarafından kolaylık verildiğini göstermektedir. Yani, fetret ehli denilen kişiler, İmam Maturidi’ye göre sadece Yaratıcının varlığına inanmakla mükelleftir. Eşari ekolüne göreyse, Yaratıcının varlığına inanmasa dahi bu kişiler ahirette herhangi bir inanç esasından sorumlu tutulmazlar. Çünkü, yaratıcı ve din hakkında kendilerine tebliğ gelmemiştir. Bir ayette Allah şöyle buyurmuştur: “Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar teklif eder.” (Bakara, 2/286.)
Kendisine İslam’ın bilgisi ulaşmış ancak İslam’ın aslını öğrenme imkanı bulamamış kişiler için İmam-ı Gazali (ra) şöyle demiştir: Müslüman olmayan bir kişiye Hz.Muhammed (sav) den bahsedilmiş, ancak çocukluğundan beri kendisine haşa yalancı peygamber diye tanıtılmış ve sonra Peygamberimizin sıfatlarını tanıma, öğrenme imkanı bulamamışsa, ümid ediyorum ki onlar da cennetliktir, demiştir (İmam-ı Gazali, İslâm'da Müsamaha. Trc.: Süleyman Uludağ. s: 60-61.)
Bunların dışında kendisine İslam'ın tebliği ulaşmış, Kuran'dan haberdar olan, İslam’ı bilen insanların İslam'ı kabul etmemesi halinde cennet ehli olmadığı bilinmektedir. Bu kişilerin iyi amellerinin ahirette karşılığı yoktur. Dünyada görecekleri nimetler, onların iyi amellerine bu dünyada verilmiş karşılıktır. Ancak, ahirette nasipleri yoktur. Bunun yanında, günümüzde dünyanın pek çok yerinde İslam’a giriş yapan kişi sayının gittikçe artması, hak ve hakikati hakkıyla araştıran kişilerin İslam’ı anlayıp kabullendiğini göstermektedir. Allah, imtihan için yeryüzüne gönderdiği insanlara hiç bir şekilde adaletsizlik yapmamakta, hakikatin bilgi ve ilhamını onlara ulaştırmaktadır. Ateizmin akıldan istifa etmekle mümkün olduğu, Deizm’in çıkmazları, Hristiyanlık, Yahudilik gibi dinlerin de akla ve insafa asla uymayan yönleri sayfamızda paylaşılmıştır ve paylaşılmaya devam edilmektedir. Bu hakikatleri görüp vicdanıyla hareket eden kişiler, her türlü karalama çabalarına rağmen İslam ile müşerref olmaktadırlar.
2.
İslam topraklarında doğmanın kesin bir avantaj sağladığı görüşü doğru değildir. Mesela, Türkiye Müslümanların çoğunlukta bulunduğunu söylediğimiz bir ülkedir ancak Türkiye'de 5 vakit namaz kılan kişi oranı sadece % 22’dir. (MAK Danışmanlık, ‘Türkiye’de Dine ve Dini Değerlere Bakış Araştırması, 2017)
Yine, Türkiye'deki meyhane sayıları bir hayli fazladır. Allah’ın yasakları ihlal edilerek sürülen yaşam sayısı da epeyce fazladır. Yurt dışında doğanların nasıl İslam'la şereflenip imanla öleceğini düşünürüz ancak Müslüman ülkede doğan bizlerin imanla öleceğini biz Müslümanlara garanti eden kimdir? Zira, Müslümanım diyerek ilim öğrenmeyen ve Kuran’ın hükümleri hakkında ‘bu devirde böyle hükümler olur mu’ diyerek küfre sapanların imanla öleceğini kim garanti etmektedir! Ya da Müslüman olduğunu iddia ederek 5 vakit namaz kılmayan insanların iman ile öleceğini de kim garanti etmektedir! Bir hadis-i şerifte ”Kişi ile küfür arasında namazı terk etmek vardır.“ (Müslim, Îmân 134) buyurulmuştur. Yine bir hadis-i kutside Allah şöyle buyurur: “Namaz kılan kullarıma cennetti vaad ettim. Namaz kılmayanlar hakkında ise böyle bir sözüm yoktur.” (Nesaî, Salât 6; Darimî, Salât 24) Demek ki, kişinin Müslüman olduğunu iddia etmesi onun iman ile öleceğinin bir garantisi değildir. Aynı şekilde İslam diyarında doğmamış kişilerin imansız öleceği de onlar için garanti değildir. Bu, elbette Allah’ın adaletle hükmedeceği bir konudur.
Allah’ın son nefesinde iman nasip edip etmediğini bilmediğimiz insanların yaşantılarına bakarak onlar hakkında "Bu onlar için adaletsizlik değil mi?" demek son derece hatalı bir düşüncedir. Henüz sonuçları açıklanmamış bir sınav hakkında “adaletsiz sonuçlandı” denemez ve Allah adaletsizlikten münezzehtir. Örneğin, bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) “Fahişe bir kadının susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su vermesi sebebiyle cennetlik olduğunu” (Müslim, Tövbe 155, 2245) bildirmiştir. Kimin günahlarının affedilip kimin affedilmeyeceğine, kimin iman üzere ölüp kimin küfür üzere öleceğine ve kimin cennet ehli olup kimin olmayacağına elbette Allah, adaletle karar verecektir.
3.
Bu tür akla takılan düşünceler, nefis ve şeytanın insanı doğru yoldan yanıltma, ibadetten soğutma, gideceği manevi yolculukta hızını azaltma maksatlı verdiği vesveselerdir. Kuran'ı Kerim'de geçen bir kıssada, Hz. Musa (asm) hak dinin tebliği için Firavunun yanına geldiğinde, Firavun daha önce tebliğ ulaşmadığını düşündüğü kişileri kastederek, "Peki bizden önceki insanların hali ne olacak"(Taha, 51) demiştir. Buna karşılık Hz. Musa (asm): "Onlara ait bilgi ve verilecek hüküm Rabbimin katındadır. Şüphesiz, benim Rabbim şaşırmaz ve yanılmaz". (Taha, 52) demiştir.
Hz.Musa, Firavun’a hak dini anlatırken Firavun, bu tebliğ üzerine düşünmek yerine kendisine tebliğ ulaşmamış insanların durumlarıyla meşgul olmaktadır. Buna karşılık Hz. Musa’nın da sözlerinden anlaşıldığı gibi kişilere tebliğ ulaşsın, ulaşmasın bu kişilerin akıbetinin nasıl olacağı meselesi, Allah’ın şaşırmadan, yanılmadan, adaletle hüküm vereceği bir meseledir. Bizlere düşen ise, hak din olan İslam’ı bulmak, anlamak konusunda nereye kadar gidebiliyoruz, dinin emir ve yasaklarına ne kadar riayet edebiliyoruz, eksik kalmış namaz, oruç, zekat, güzel ahlak vb. gibi kulluk vazifelerimizi tamamlamamız için neler yapmalıyız, bunları düşünmektir, bunları dert edinmektir.
Ateizm'e Cevapların Verildiği Sayfamıza Davetlisiniz...
Delillerle İslam
Yorumlar
Yorum Gönder