Mürted, ‘Dininden Dönenlerin Durumu’ Meselesi

Hadis İnkârcılığı Üzerine – Yazı 24
Ehli sünnet karşıtlığı yapan zatların ve Ateistlerin sıklıkla gündeme getirdiği meselelerden birisi de, ‘dinden çıkan kişinin öldürülüp öldürülmeyeceği’ meselesidir. Mürtedin öldürülmesi hükmünü, büyük sahabeler de uygulamış ve talebelerine öğretmiştir. 14 asırdır ittifak ile kabul edilmiş bu hüküm, asla inkâr edilemez. Zira, cennetle müjdelenmiş sahabelerin (Hadid, 10; Tevbe, 100) ve 14 asırlık müçtehidlerin olmayan bir hükümle dine iftira atması ve ölüm fetvası vermesi asla düşünülemez.
Bu yazımızda mürtedlik meselesiyle ilgili iki soruya cevap vereceğiz:
1. Dinden çıkan öldürülmez diyenlerin iddiaları ve bu iddiaların cevapları nedir?
2. Dinden çıkana ölüm cezası verilmesinin sebebi, hikmeti nedir?
1. Dinden çıkan öldürülmez diyenlerin iddiaları ve bu iddiaların cevapları nedir? Mürtedin öldürüleceğine ayetlerde de delil var mıdır?
• Dinde zorlama yoktur. (Bakara Suresi, 256)
Hadis inkârcıları bu ayete dayanarak dinden çıkana dokunulmaz derler. Ayete göre, kişilere dinde zorlama yapılamazken, hadislere göre İslam’dan çıkan kişi öldürülmekte ve zorlama yapılmaktadır. Bu sebeple ayetle sahih hadisler çelişiyor, derler. İlgili hadis şudur:
• Dininden döneni öldürün. (Buhârî, Cihad, 148; İ'tisâm, 28; bkz. Müslim, Kasame, 25 ve diğer tüm Kütübü Sitte kaynakları)
• … Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. Ve onlar cehennemliktirler ve orada ebediyen kalacaklardır. (Bakara Suresi, 217)
Bu ayette de dininden dönen kişinin öldürüleceğine dair bir ifade kullanılmamıştır, denilir.
Cevap:
Bu ayetlerle hadis-i şerif arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Hadis inkârcılığının tipik yöntemi bu ayetlerde de görülmüştür. Yani, aslında ayetle hadis çelişmemiş, ayetler eksik ve yanlış yorumlanmış ve yapılan bu yanlış yorum hadisle çelişiyor hale getirilmiştir. ‘Dinde zorlama yoktur’ ayeti müslüman olmayan kişilerin İslam’a girme konusunda zorlanamayacağını kastetmektedir. Bunun delili yine Kuran ayetidir:
• Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi. Öyle ise sen, iman etmeleri için insanları zorluyor musun? (Yunus Suresi, 99)
Bu ayet, inanmayanların İslam’a girmeleri için zorlanamayacağını bildirir. Ancak, ‘dinde zorlama yoktur’ ayeti, ‘Dinde müslümanlara sorumluluk ve ceza verilmez’ demek değildir. Eğer “zorlama”dan kastı ‘sorumluluk ve ceza’ sayar, bunun adına da “zorlama” dersek, bu manada bir zorlama dinin içinde vardır. Mesela;
• Ey inananlar! Hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. (Bakara Suresi, 216)
Bu ayette de müminler cihada zorlanmıştır hatta hoşlanmasalar dahi. Demek ki, dinin içinde zorlama vardır. Ya da namazın, zekatın farz olması da bu manada bir zorlamadır. Yine, hırsıza verilen ceza da kişiyi ‘hırsızlık yapmamaya zorlamaktır.’ Aynı durum zina için de geçerlidir. Zinaya da ceza vardır ve bu ‘zina yapmamaya zorlamak’ demektir. Yani dinin içinde olan kişiye, müslümana ‘sorumluluk ve ceza bazında’ zorlama yapılabilir. ‘Dinde zorlama yoktur’ ayeti, «Dinin hiçbir yerinde zorlama yok» anlamında olsaydı, cihadın, namazın, zekatın farz kılınmasıyla, hırsızlığa, zinaya ceza vermekle de bu ayet çelişirdi. Aynı şekilde dininden dönen kişiye öldürülme cezası verilmesi de bir zorlama değil, bir suça verilen cezadır. Aslında, cezadan ziyade bir rahmettir. Aşağıda nasıl bir rahmet olduğuna değineceğiz.
Yani, bu ayetle hadis arasında hiçbir çelişki yoktur. Hevalarına göre din oluşturmaya çalışanların ayetlere verdiği keyfi ve ilimsiz bir anlamdır ve bu çabaları Kuran’ı çelişkili hale getirmektedir. Buhari’deki rivayette de kastedilen de bu türe giren bir cezadır. “Müslüman bir kimsenin kanının dökülmesi ancak şu üç şeyle helal olur: Evli olup zina eden, haksız yere bir kimseyi öldüren ve dinini terk edip cemaatten(İslam camiasından) ayrılan kimse.” (Müslim, Kasame, 25, 26 ; Tirmizi, Hudud,15; Ebu Davud, Hudud,1; Nesaî, Kasame,5, 14) İslam alimleri, bu hadis ile, Buhari dışında da bütün kütübü sittede yer alan “Dinini değiştiren kimseyi öldürün.” (Neylu’l-Evtar,7/190) manasındaki hadise dayanarak mürtedin öldürüleceği konusunda ittifak halindedir ve sahabeler de bu hükmü uygulamıştır. Bu konuda en ufak bir şüphe yoktur. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’-İslamî, 6/186)
Diğer ayetin açıklamasına gelirsek:
• “…Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. Ve onlar cehennemliktirler ve orada ebediyen kalacaklardır.”(Bakara Suresi, 217)
Ayete göre, dininden dönenler için “öldürülürse” değil, “ölürse” ifadesine dayanarak reformist çevre mürtedin öldürülemeyeceğini iddia eder. Bu, Arap dilinden bihaber mealci yaklaşımıdır. Halbuki, ayette “fa” harf-i atıfla “fe-yemüt” (ölürse) fiilinin kullanılması ile dinden çıkanın peşinden hemen gelecek ölümden bahsedilmiştir. Çünkü, “Fa” ifadesi Arapçada peş peşeliği ifade eden bir anlatımdır ve ayette “Fa” ifadesiyle belirtildiği gibi, dinden çıkma ve ölümünün gelmesi peş peşe oluşan hadiseler olarak zikredilmiştir. Bu da, ‘dinden döndükten sonra kişinin ölümünün geldiği’ halin açık bir tasviridir. Hatta, bazı alimler, bu ayete dayanarak mürtedin katlinin vacip olduğunu da anlamıştır. (bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri) Buradaki ölüm halinden kasıt 'bir olasılık' olsa idi, ayette peş peşelik olmadan genel bir ölümden bahsedilmesi gerekebilirdi. Aslında ayet, reformistlerin anladığı anlama değil hadislerin desteklediği anlama bir delildir. Ayette, ‘Öldürülme’ denilmeyip de ‘ölümünün gelmesi’ ifadesinin kullanılmasının sebebi ise şudur; Ayette mürtedin dünya ile ilgili cezasından söz edilmemektedir. İmansız ölen kişinin ahiretteki durumuna dikkat çekilmekte ve cehennemde ebedi kalacağına dair hüküm bildirilmektedir. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)
Reformistler bazen şu ayeti de dillendirir ancak cevabı devamındaki ayette bulunduğundan dolayı ehli ilime değil, genelde aklını çelmek istediği halka bu ayeti sunabilirler:
“İman edip sonra inkâr eden, sonra yine iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri, Allah, ne bağışlayacak ne de doğru yola iletecektir.” (Nisa Suresi, 137)
Bu ayette, dinden dönen kişilerin öldürülmesinden bahsedilmeyip inkârda ileri gitmeleri, reformistlere göre dinden çıkanın öldürülmeyeceği anlamına gelir. Ancak, ayetin devamında ‘Münafıkları, kendileri için elem dolu bir azapla müjdele.’ (Nisa, 138) denilmiştir. Yani, ayette iman ve küfür arası gel gitleri olan ve küfrünü gizlemiş münafıklardan bahsedilir. “Münâfıklar küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bunlara (müminlere), ne onlara (kâfirler) samimi bağlıdırlar.”(Nisa, 143) Bu ayette de, münafıkların bu iki yüzlü karakterine vurgu yapılmıştır. Zaten, dinden dönme işini kalben yapan münafığa bu düşüncesini açığa çıkarmadığı için ölüm cezası verilmemektedir. Çünkü, dışarıdan Müslüman görünmektedir. Dolayısıyla ayette ‘ölüm’den bahsedilmemesi son derece normaldir. Onların ahiretteki cezası dillendirilmiştir. Bu sebeple bu ayetin de reformistlerin anladığı anlamda hiçbir ilmi delili yoktur.
2. Dinden çıkana ölüm cezası verilmesinin sebebi, hikmeti nedir?
İslam'da ceza sistemindeki amaç kişiyi cezalandırmak değil kişinin suça yeltenmesine engel olmaktır, caydırıcı olmaktır. Kişi suça yeltendikten sonra da cezayı vermemek için çaba dahi gösterilir. Bir hadis-i şerifte, "Elinizden geldiğince cezaları düşürün zira hakimin affetmede hata etmesi cezayı vermede hata etmesinden daha hayırlıdır.(Ramuz El Hadis, Ravi Hz.Aişe) buyrulmuştur. Kişi İslam'dan çıkmak istiyorsa mutlaka onu dinden uzaklaştıran yanlış bir algılayışı, düşüncesi ve sebebi vardır. Kişinin dinden çıktıktan sonra da tekrar dine dönmesi için İslam'ı bilen insanların yanında kalmaya devam etmesi gerekir ki dinden çıkış sebebinin aslını öğrenebilsin. Ancak, insan ideolojisini değiştirdiğinde genellikle çevresindeki insanları da değiştirmektedir ve dinden çıkanın dine girmesi daha zor hale gelmektedir.
Mürtedlik hükmü, dinden çıkan kişinin bunu aleni yapmaması, çevresine duyurmaması hikmetindedir. İçinden zaten küfür ehli olarak yaşarsa ona dokunulmaz. Canını düşünüyorsa da zaten böyle bir şeyi açığa vurmaz. Bugün sadece sosyal medyada Ateistlerin sayfalarına baktığımızda, sayfalar dinden çıkmış ilimsiz müslümanlarla doludur ve bu insanlar boş durmamakta çevresindeki pek çok dini bilmeyen genci ve ergeni de aynı ilimsiz iddialarla kendileriyle beraber küfre sürüklemektedir. Aynı zamanda dil ile bunu yapmayanlar da olumsuz örnek teşkil etmektedir. Mürtedler, dinden çıktığını açığa vurduğunda imanı zayıf kişilerin de kalplerine şüphe tohumu ekmekte ve toplumun nizamının bozulmasına, İslam inancının sarsılmasına ve pek çok masumun ebedi hayatının perişan olmasına sebebiyet vermektedirler. Mürtedlik hükmü olan bir ülkede yaşasaydık, dinden çıkan kişi bu inancını içinde yaşayacak ancak en azından etrafındakilere bir zararı dokunmayacaktı. Ayrıca, o kişiler de İslam'ı hak ve hakikat olarak anlatan birilerini zamanla bulabilecek, fikrini aleni hale getirmediğinden fanatik bir bağlanma olmayacak ve bu vesileyle tekrar kalben iman eder hale gelebilecektir. Ancak, irtidat hükümlerinin uygulanmadığı yerde dinden çıkan bir kişi, kendisiyle beraber çoğu kişinin de ahiretini perişan etmektedir. Günümüzde yaşadığımız benzer hadiseler mürtedlik hükmünün ne kadar mühim bir hüküm olduğunu göstermektedir. Cennet-cehennemin mevcudiyetine inanmayan inançsız açısından tepki gösterilen bu hüküm, ebedi bir hayatın varlığına iman eden biz Müslümanlar için bir rahmettir ve batılın önünü kapatmaktır.
Buna rağmen dinden çıkan kişi açıkça ilan edip söylese küfrünü ifşa etse, en az 3 gün tövbe etmesi için mühlet verilir, ceza hemen verilmez. Cumhura göre, mürtedin tövbe etmesini talep etmek ve ona bu fırsatı tanımak ve (en az üç gün hapiste/gözetim altında tutarak) bunu tahakkuk ettirmeye çalışmak şarttır. (el-Fıkhu’-İslamî, 6/187-188). Bu süreçte gerekirse kişinin soruları cevaplandırılır, kendisine bir alim tarafından İslam anlatılır. Elbette ki canını da düşünürse kişi bu fiilden vazgeçer. Kişi buna zorlanmalıdır ki toplumun temeline dinamit döşemesin.
Cezayı da herkes kendi uygulamasına göre veremez. Sadece İslam'la yönetilen devlette, devlet eliyle bu ceza verilebilir. Kısaca, bu hükmün hikmeti "kişi dinden çıktı asalım-keselim değil, ayan beyan dinden çıkmasını engelleyip ve toplumun asayiş ve imanını bozmasına engel olup kişinin tekrar dine bağlanana kadar müminlerin arasında kalmasına devam ettirmek ve belki ilerde bu vesileyle tekrar kalben İslam’a bağlanabilmesini sağlamaktır. Cezanın hemen verilmemesi, bu hikmeti delillendirmektedir. Hz.Ömer (r.a.) bir seferinde mürtedlere tevbe için mühlet vermeyip hemen öldürenlere karşı «Niçin onlara zaman tanımadınız?» diye sert tepki göstermiş ve “Ben buna razı değilim, şahid ol Ya Rab!” demiştir. (el-Kâsânı, Bedâyîu's-Sanâyi Beyrut 1402/1982, VII, 134, 135)
Bu durumda münafık insanlar İslam devletinde yaşasa dahi, daha büyük zarara uğramaktansa daha küçük bir zarar tercih edilir. Münafığın toplumun imanına vereceği zarar, inancını aleni yayan kafirin topluma vereceği zarardan kat be kat daha azdır. Ayrıca, dinsiz kişi inancını dışarı vursa da münafık olsa da, ebedi hayatının sonucu zaten aynı olacaktır. Yani, onun ahiret hayatında bir şey değişmeyecektir. Bu kişilerin İslam devletinin yönetiminde var olması kaygısına da zaten bir çözüm getirilemeyecektir. Çünkü, gözünü devlete ve İslam’ın zararına dikmiş kişi o makamı elde etmek için, sonunda öldürülmeyecek dahi olsa da, inancını içinde gizli tutacaktır. Tarihte mürtedlik hükmü uygulanırken de, günümüzde uygulanmazken de, devlet yönetiminde bu tür sorunlarla zaten karşılaşılmaktadır.
Delillerle İslam

Yorumlar