Evrim Teorisi Üzerine – Yazı 5
Evrim Teorisi’nin Fosil Sorunu ve Sıçramalı Evrim Teorisi:
Evrim Teorisi’nin en büyük çıkmazı, fosillerin yetersizliği ve ara formlara yönelik fosillerin bulunamamasıdır. On binlerce türe ait fosillerden yalnızca bir kaçı Darwin’in iddia ettiği ara formlara ait olduğu varsayılır. Ara form olduğu iddia edilen Archaeopteryx (bir kuş), Ambulocetus (karada yaşayan bir memeli), Acanthostega (kara ve suda yaşayan hayvan) ve Tiktaalik (bir balık türü) fosilleri detaylı incelendiğinde kendi evrimsel silsilelerine yönelik aydınlatıcı hiçbir bilgi vermediği gibi, genellikle bütün halde de değillerdir. Bunun yanında belirtilen fosillerin ara form olabileceklerine yönelik düşünceler, olması gereken genetik kod değişim faktörlerine göre değil, morfolojik (şekille ilgili) faktörlere dayanır. Morfolojik faktörlere dayanan çıkarımı, ‘laptop’un bir pizza kutusundan evrimleşmiş olacağını söylemeye benzetebiliriz.
Darwin, fosillerde ara formlara dair hiçbir izin çıkmaması sebebiyle bu durumun teorisine karşı yöneltilecek en büyük sorun olduğunu ifade etmiştir. (1) Darwin, bu durumu fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklandığını ifade etse de günümüzde yeterli sayıda fosil kaydı mevcuttur. Zira 2000 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir makalede 540 milyon öncesine kadar, taksonomik seviyede familyaların iyi bir şekilde tutulmuş fosil kayıtlarının olduğu ifade edilmektedir. (2) Bu fosiller incelendiğinde, canlıların milyonlarca yıl öncesine ait vücut yapılarının bugünkünden farklı olmadığı görülür. Ara form olarak gösterilen bir kısım fosillerin bazı canlıların ara geçiş formları olduğu iddia edilse de, bunlar varsayımdan öteye gitmez, mutlak öyledir denilemez. Çünkü bulunan o fosillerin o dönem yaşamış ve nesli tükenmiş başka bir türe ait olması her zaman ihtimal dahilindedir, bunun yanlışlanma ihtimali de yoktur. Bunun yanında, bir fosilin bir tür ara canlı formuna ait olduğu iddiasının temelinde, elde edilen bütün bulguların evrimin lehine yorumlanması ve anlamlandırılması yatar. Bunun sebebi, Evrim Teorisi’nin mutlak doğru olduğu kabulüdür. Bu bakış açısı bilimsellikten uzaktır ve bilim felsefesinin en temel kriterlerine aykırıdır. Bu konu sonraki bölümlerde detaylıca ele alınacağından burada detaya inilmeyecektir.
Ara form fosillerinin yetersizliği ve içine girilen çıkmazlar bizzat evrimciler tarafından da kabul edilmektedir. Zira bizler, evrimcilerin bu çıkmaz durumu açıklama çabasına girdiklerini görmekteyiz. Misal, ara geçiş formu fosillerinin yetersizliğinin, canlıların aşama aşama evrimine yönelik oluşturduğu çelişkiyi, çıkmazı Harvard üniversitesinde bulunan ünlü evrimci paleontolog Stephen Jay Gould şu şekilde açıklar: “Birçok fosil türünün tarihi, özellikle 2 yönüyle (sebeple) aşama aşama (ara formlarla) evrimleşme teorisiyle çelişmektedir:
1. Faktör: Stasis (Fosillerdeki Durağanlık): Yani türlerin çoğunun dünya üzerindeki yaşamlarında ‘HİÇBİR DEĞİŞİM GEÇİRMEMİŞ OLMALARI.’ Canlıların fosil kayıtlarında bu görünür ve morfolojik (şekilsel) değişim genellikle kısıtlı ve istikametsizdir.
2. Faktör: Türlerin Bir Anda Oluşumu: Herhangi bir yerde bir canlı türünün atalarından aşama aşama dönüşüm yapmadığı, aynı zaman döneminde, bir anda ve tüm vücut yapısıyla (fully formed) yaşam alanına çıktığı görülür.
Aynı şekilde, evrimci Niles Eldredge, fosillerde yaptığı araştırmalarda türlerin sakin bir biçimde (imperturbably) milyonlarca yıl değişimlere karşı durağan kaldıklarını gözlemlemiştir.(3) Kambriyen dönemine ait canlı fosilleri bu duruma örnektir. Kambriyen dönemi, yaklaşık 540 milyon yıl öncesine kadar dayanır. Bu dönemde deniz canlılarına ait, yapı ve tür olarak birbirinden son derece farklı ve çok kompleks ve en önemlisi günümüzdeki vücut yapılarıyla aynı olan birçok fosil bulunmuştur. Deniz anaları, deniz yıldızları, tribolitler, salyangozlar, deniz laleleri, balıklar gibi otuzu aşkın canlı türü bir anda belirir. Bu durum ‘Kambriyen Patlaması’ olarak da adlandırılır.
Fosil bilimciler; bitkilerin de fosil kayıtlarında aynı Kambriyen patlamasındaki gibi bir durumun olduğunu(4) ; birçok kuş ve memeli hayvan gruplarının çok kısa bir zaman periyodunda ortaya çıktılarını ve ara formlarının olmadığını (5); son olarak hiçbir maymun (ape) türünün açık bir şekilde geçişsel bir formda olmadığını ifade etmektedirler. (6)
Ünlü evrimci biyolog Ernst Mayr, 2001 yılında fosil kayıtlarında Darwin’in ifade ettiği gibi geçiş formlarının bulunmadığını, fosil bilimcilerin bu durumu artık kabul etmelerini ve Evrim Teorisi’ni korumak adına yeni fikirler öne sürmeleri gerektiğini ifade etmiştir. (7)
Yukarıda ifade ettiğimiz Evrim Teorisi’nin ara geçiş formlarının olmayışı ile ilgili büyük problemine çözüm olarak ünlü evrimci bilim adamları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge ”Sıçramalı Evrim Teorisi’ni” (Punctuated Equilibrium) ortaya atmışlardır. Özetle bu teoriyi ifade etmek gerekirse; canlı türlerinin genlerinde çok uzun yıllar biriken mutasyonlar birden farklı türü oluşturuyorlardı. Yani, bir canlı türü çok uzun süreler türü aynı kalıyor, değişime uğramıyor fakat genlerde biriken mutasyonlar sonucu o canlıdan yeni bir canlı türü doğuyordu ve canlılık bu şekilde evrimleşiyordu. Fakat bu teori de Darwin’in aşama aşama Evrim Teorisi gibi, bilimsel açıdan birçok imkânsızlıkları barındırmaktadır:
BİRİNCİSİ: Bu teori bilim felsefesinin genel kabul görmüş “sürekli gözlemlenebilirlik”, “deneysellik” ve “yanlışlanabilirlik” kriterlerini taşımamaktadır.
İKİNCİSİ: Bu teori, organizmada çok kısa bir sürede çok fazla biyolojik değişimi gerektirmektedir. Gould, bir türün evriminin yaklaşık olarak 50.000 senede tamamlanabileceğini ifade etmiştir.(8) Fakat 50.000 yıllık bir süreçte maksimum miktarda genetik değişim baz alınsa dahi bu durum mümkün değildir. 50.000 yıldaki maksimum mutasyon oranını hesaplarsak:
10 ^ -9 mutasyon/loci/ yıl X 50.000 yıl = 0.00005 mutasyon/loci sonucunu elde ederiz. Bu rakam, bir türün 50.000 yılda, DNA’da maksimum %0.005’ lik bir toplam değişimi ifade eder. Bu oran bir türden başka bir türe sıçramak için çok yetersiz bir rakamdır.(9)
ÜÇÜNCÜSÜ: Bu teori de aşamalı evrim teorisi gibi tamamıyla varsayımlara dayanır.
DÖRDÜNCÜSÜ: Uzun süreçte genlerde mutasyonların birikmesi neticesinde bir türden başka bir türün bir anda doğması tabiat kurallarına tamamıyla aykırıdır. Örneği görülmemiş ve gösterilememiştir.
Fosillerle ilgili meseleyi özetlersek ortaya şu çıkar:
1. Fosil kayıtlarının çokluğuna rağmen, günümüzdeki canlıların, türlerin milyonlarca yıl öncesine ait fosillerde de aynı şeklini koruyor olması iddia edilen evrimsel süreci reddeder.
2. Ara geçiş formlarına yönelik fosillerin bulunmaması, aksine aynı döneme ait (örn: Kambriyen dönemi) çok kompleks ve çok farklı türlerin fosillerinin bulunması aşamalı Evrim Teorisi’ni reddeder.
3. Ara formlarla ve fosil kayıtları ile ilgili çıkan sorunlara yönelik bir çözüm olarak sunulan ‘Sıçramalı Evrim Teorisi’ hem bilimsellik, hem genetik bilimi açısından, hem de akli olarak birçok imkânsızlıkları barındırır.
4. En önemlisi ise, Sıçramalı Evrim Teorisi’nin bizzat “evrimci bilim adamları” tarafından ortaya atılması, aşamalı Evrim Teorisi’nin fosillerle ilgili çıkmazını kabul ettiklerini, fosillerin evrimcilerin iddia ettiği gibi Evrim Teorisi lehine ciddi bir delil oluşturmadığını, dolayısıyla bu teorinin doğruluğunun sorgulanması gerektiğini teyit eder.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde:
Darwin’in ve Neo-Darwinistlerin aşama aşama Evrim Teorisi; ara formların olmaması, ara form olduğu iddia edilen az sayıda fosilin ise Evrim Teorisi’ni bir ön kabul olarak kabul eden evrimcilerin elde edilen fosil bulgularını bu teori lehine yorumlamasından kaynaklanması; bu durumun ise bütün bilimsellik kriterlerine aykırı olması; eldeki fosillerin bütün yapıda olmaması, yine varsayıma dayanması ve nesli tükenmiş bir canlının fosili olma olasılığının bulunması; ara form çıkmazını açıklamak için öne sürülen Sıçramalı Evrim Teorisi’nin iddia ettiği kısa süreçte genlerde oluşacağı düşünülen çoklu değişimlerin bilimsel olarak gerçekleşmesinin imkânsız olması ve bu durumun Allah’ın tabiat kanunlarına aykırı olması gerekçesiyle Allah’ın canlıları birbirlerinden evrimleştirerek değil, kendi türleri içerisinde canlıları yaratması en mantıklı açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır.
(1) Darwin, TheOrigin of Species, 1859
(2) Benton, M. J.,Wills M. A., and Hitchin, R., "Quality of the fossil record through time," Nature Vol 403:534-536 (February 3, 2000).
(3) Eldredge; Reinventing Darwin, 1995:3
(4) Early Evolution of Land Plants, Annuel Review Ecol. Syst. 1998, 29:263-292
(5) Cooper, A.,and Fortey, R. “Evolutiounary Explosions and the Phylogenetic Fuse” Tree voll.13, No.4 (1998)
(6) Hawks, J.,Hunley, K.,Song-Hee, L., Wolpoff, M., “Population Bottlenecks and Pleistocene Evolution, J. of Mol.Biol. and Evolution, 17(1):2-22(2000)
(7) Casey Luskin, Punctuated Equilibrium and Patterns from the Fossil Record, September 18, 2004)
(8) Stephen Jay Gould as quoted in Lewin, R., "Evolutionary Theory Under Fire," Science Vol 210:883-887 (November, 1980).
(9) Luskin, Casey. Punctuated Equilibrium and Patterns from the Fossil Record, Sept. 18, 2004
Delillerle İslam
Evrim Teorisi’nin Fosil Sorunu ve Sıçramalı Evrim Teorisi:
Evrim Teorisi’nin en büyük çıkmazı, fosillerin yetersizliği ve ara formlara yönelik fosillerin bulunamamasıdır. On binlerce türe ait fosillerden yalnızca bir kaçı Darwin’in iddia ettiği ara formlara ait olduğu varsayılır. Ara form olduğu iddia edilen Archaeopteryx (bir kuş), Ambulocetus (karada yaşayan bir memeli), Acanthostega (kara ve suda yaşayan hayvan) ve Tiktaalik (bir balık türü) fosilleri detaylı incelendiğinde kendi evrimsel silsilelerine yönelik aydınlatıcı hiçbir bilgi vermediği gibi, genellikle bütün halde de değillerdir. Bunun yanında belirtilen fosillerin ara form olabileceklerine yönelik düşünceler, olması gereken genetik kod değişim faktörlerine göre değil, morfolojik (şekille ilgili) faktörlere dayanır. Morfolojik faktörlere dayanan çıkarımı, ‘laptop’un bir pizza kutusundan evrimleşmiş olacağını söylemeye benzetebiliriz.
Darwin, fosillerde ara formlara dair hiçbir izin çıkmaması sebebiyle bu durumun teorisine karşı yöneltilecek en büyük sorun olduğunu ifade etmiştir. (1) Darwin, bu durumu fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklandığını ifade etse de günümüzde yeterli sayıda fosil kaydı mevcuttur. Zira 2000 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir makalede 540 milyon öncesine kadar, taksonomik seviyede familyaların iyi bir şekilde tutulmuş fosil kayıtlarının olduğu ifade edilmektedir. (2) Bu fosiller incelendiğinde, canlıların milyonlarca yıl öncesine ait vücut yapılarının bugünkünden farklı olmadığı görülür. Ara form olarak gösterilen bir kısım fosillerin bazı canlıların ara geçiş formları olduğu iddia edilse de, bunlar varsayımdan öteye gitmez, mutlak öyledir denilemez. Çünkü bulunan o fosillerin o dönem yaşamış ve nesli tükenmiş başka bir türe ait olması her zaman ihtimal dahilindedir, bunun yanlışlanma ihtimali de yoktur. Bunun yanında, bir fosilin bir tür ara canlı formuna ait olduğu iddiasının temelinde, elde edilen bütün bulguların evrimin lehine yorumlanması ve anlamlandırılması yatar. Bunun sebebi, Evrim Teorisi’nin mutlak doğru olduğu kabulüdür. Bu bakış açısı bilimsellikten uzaktır ve bilim felsefesinin en temel kriterlerine aykırıdır. Bu konu sonraki bölümlerde detaylıca ele alınacağından burada detaya inilmeyecektir.
Ara form fosillerinin yetersizliği ve içine girilen çıkmazlar bizzat evrimciler tarafından da kabul edilmektedir. Zira bizler, evrimcilerin bu çıkmaz durumu açıklama çabasına girdiklerini görmekteyiz. Misal, ara geçiş formu fosillerinin yetersizliğinin, canlıların aşama aşama evrimine yönelik oluşturduğu çelişkiyi, çıkmazı Harvard üniversitesinde bulunan ünlü evrimci paleontolog Stephen Jay Gould şu şekilde açıklar: “Birçok fosil türünün tarihi, özellikle 2 yönüyle (sebeple) aşama aşama (ara formlarla) evrimleşme teorisiyle çelişmektedir:
1. Faktör: Stasis (Fosillerdeki Durağanlık): Yani türlerin çoğunun dünya üzerindeki yaşamlarında ‘HİÇBİR DEĞİŞİM GEÇİRMEMİŞ OLMALARI.’ Canlıların fosil kayıtlarında bu görünür ve morfolojik (şekilsel) değişim genellikle kısıtlı ve istikametsizdir.
2. Faktör: Türlerin Bir Anda Oluşumu: Herhangi bir yerde bir canlı türünün atalarından aşama aşama dönüşüm yapmadığı, aynı zaman döneminde, bir anda ve tüm vücut yapısıyla (fully formed) yaşam alanına çıktığı görülür.
Aynı şekilde, evrimci Niles Eldredge, fosillerde yaptığı araştırmalarda türlerin sakin bir biçimde (imperturbably) milyonlarca yıl değişimlere karşı durağan kaldıklarını gözlemlemiştir.(3) Kambriyen dönemine ait canlı fosilleri bu duruma örnektir. Kambriyen dönemi, yaklaşık 540 milyon yıl öncesine kadar dayanır. Bu dönemde deniz canlılarına ait, yapı ve tür olarak birbirinden son derece farklı ve çok kompleks ve en önemlisi günümüzdeki vücut yapılarıyla aynı olan birçok fosil bulunmuştur. Deniz anaları, deniz yıldızları, tribolitler, salyangozlar, deniz laleleri, balıklar gibi otuzu aşkın canlı türü bir anda belirir. Bu durum ‘Kambriyen Patlaması’ olarak da adlandırılır.
Fosil bilimciler; bitkilerin de fosil kayıtlarında aynı Kambriyen patlamasındaki gibi bir durumun olduğunu(4) ; birçok kuş ve memeli hayvan gruplarının çok kısa bir zaman periyodunda ortaya çıktılarını ve ara formlarının olmadığını (5); son olarak hiçbir maymun (ape) türünün açık bir şekilde geçişsel bir formda olmadığını ifade etmektedirler. (6)
Ünlü evrimci biyolog Ernst Mayr, 2001 yılında fosil kayıtlarında Darwin’in ifade ettiği gibi geçiş formlarının bulunmadığını, fosil bilimcilerin bu durumu artık kabul etmelerini ve Evrim Teorisi’ni korumak adına yeni fikirler öne sürmeleri gerektiğini ifade etmiştir. (7)
Yukarıda ifade ettiğimiz Evrim Teorisi’nin ara geçiş formlarının olmayışı ile ilgili büyük problemine çözüm olarak ünlü evrimci bilim adamları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge ”Sıçramalı Evrim Teorisi’ni” (Punctuated Equilibrium) ortaya atmışlardır. Özetle bu teoriyi ifade etmek gerekirse; canlı türlerinin genlerinde çok uzun yıllar biriken mutasyonlar birden farklı türü oluşturuyorlardı. Yani, bir canlı türü çok uzun süreler türü aynı kalıyor, değişime uğramıyor fakat genlerde biriken mutasyonlar sonucu o canlıdan yeni bir canlı türü doğuyordu ve canlılık bu şekilde evrimleşiyordu. Fakat bu teori de Darwin’in aşama aşama Evrim Teorisi gibi, bilimsel açıdan birçok imkânsızlıkları barındırmaktadır:
BİRİNCİSİ: Bu teori bilim felsefesinin genel kabul görmüş “sürekli gözlemlenebilirlik”, “deneysellik” ve “yanlışlanabilirlik” kriterlerini taşımamaktadır.
İKİNCİSİ: Bu teori, organizmada çok kısa bir sürede çok fazla biyolojik değişimi gerektirmektedir. Gould, bir türün evriminin yaklaşık olarak 50.000 senede tamamlanabileceğini ifade etmiştir.(8) Fakat 50.000 yıllık bir süreçte maksimum miktarda genetik değişim baz alınsa dahi bu durum mümkün değildir. 50.000 yıldaki maksimum mutasyon oranını hesaplarsak:
10 ^ -9 mutasyon/loci/ yıl X 50.000 yıl = 0.00005 mutasyon/loci sonucunu elde ederiz. Bu rakam, bir türün 50.000 yılda, DNA’da maksimum %0.005’ lik bir toplam değişimi ifade eder. Bu oran bir türden başka bir türe sıçramak için çok yetersiz bir rakamdır.(9)
ÜÇÜNCÜSÜ: Bu teori de aşamalı evrim teorisi gibi tamamıyla varsayımlara dayanır.
DÖRDÜNCÜSÜ: Uzun süreçte genlerde mutasyonların birikmesi neticesinde bir türden başka bir türün bir anda doğması tabiat kurallarına tamamıyla aykırıdır. Örneği görülmemiş ve gösterilememiştir.
Fosillerle ilgili meseleyi özetlersek ortaya şu çıkar:
1. Fosil kayıtlarının çokluğuna rağmen, günümüzdeki canlıların, türlerin milyonlarca yıl öncesine ait fosillerde de aynı şeklini koruyor olması iddia edilen evrimsel süreci reddeder.
2. Ara geçiş formlarına yönelik fosillerin bulunmaması, aksine aynı döneme ait (örn: Kambriyen dönemi) çok kompleks ve çok farklı türlerin fosillerinin bulunması aşamalı Evrim Teorisi’ni reddeder.
3. Ara formlarla ve fosil kayıtları ile ilgili çıkan sorunlara yönelik bir çözüm olarak sunulan ‘Sıçramalı Evrim Teorisi’ hem bilimsellik, hem genetik bilimi açısından, hem de akli olarak birçok imkânsızlıkları barındırır.
4. En önemlisi ise, Sıçramalı Evrim Teorisi’nin bizzat “evrimci bilim adamları” tarafından ortaya atılması, aşamalı Evrim Teorisi’nin fosillerle ilgili çıkmazını kabul ettiklerini, fosillerin evrimcilerin iddia ettiği gibi Evrim Teorisi lehine ciddi bir delil oluşturmadığını, dolayısıyla bu teorinin doğruluğunun sorgulanması gerektiğini teyit eder.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde:
Darwin’in ve Neo-Darwinistlerin aşama aşama Evrim Teorisi; ara formların olmaması, ara form olduğu iddia edilen az sayıda fosilin ise Evrim Teorisi’ni bir ön kabul olarak kabul eden evrimcilerin elde edilen fosil bulgularını bu teori lehine yorumlamasından kaynaklanması; bu durumun ise bütün bilimsellik kriterlerine aykırı olması; eldeki fosillerin bütün yapıda olmaması, yine varsayıma dayanması ve nesli tükenmiş bir canlının fosili olma olasılığının bulunması; ara form çıkmazını açıklamak için öne sürülen Sıçramalı Evrim Teorisi’nin iddia ettiği kısa süreçte genlerde oluşacağı düşünülen çoklu değişimlerin bilimsel olarak gerçekleşmesinin imkânsız olması ve bu durumun Allah’ın tabiat kanunlarına aykırı olması gerekçesiyle Allah’ın canlıları birbirlerinden evrimleştirerek değil, kendi türleri içerisinde canlıları yaratması en mantıklı açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır.
(1) Darwin, TheOrigin of Species, 1859
(2) Benton, M. J.,Wills M. A., and Hitchin, R., "Quality of the fossil record through time," Nature Vol 403:534-536 (February 3, 2000).
(3) Eldredge; Reinventing Darwin, 1995:3
(4) Early Evolution of Land Plants, Annuel Review Ecol. Syst. 1998, 29:263-292
(5) Cooper, A.,and Fortey, R. “Evolutiounary Explosions and the Phylogenetic Fuse” Tree voll.13, No.4 (1998)
(6) Hawks, J.,Hunley, K.,Song-Hee, L., Wolpoff, M., “Population Bottlenecks and Pleistocene Evolution, J. of Mol.Biol. and Evolution, 17(1):2-22(2000)
(7) Casey Luskin, Punctuated Equilibrium and Patterns from the Fossil Record, September 18, 2004)
(8) Stephen Jay Gould as quoted in Lewin, R., "Evolutionary Theory Under Fire," Science Vol 210:883-887 (November, 1980).
(9) Luskin, Casey. Punctuated Equilibrium and Patterns from the Fossil Record, Sept. 18, 2004
Delillerle İslam
Yorumlar
Yorum Gönder