Materyalizm ve Evrim Teorisi Üzerine - Yazı 2
EVRİM TEORİSİ BİLİMSEL BİR TEORİ MİDİR?
EVRİM TEORİSİ'NİN BİLİM FELSEFESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
GİRİŞ:
Bütün temel bilim felsefesi ve epistemoloji (bilgi felsefesi) kitaplarında bilimin tarifi, özellikleri, bilimselliğin kriterleri uzun uzun anlatılmakta, Kuhn, Popper ve Feyerabend gibi meşhur bilim felsefecileri bilimin yapısını açıklamaktadırlar. Bu yazımızda Evrim Teorisi’nin bilimsel açıdan geçerliliği, bilimsel kriterleri taşıyıp taşımadığı konusu, bilim felsefesi ve epistemoloji (bilgi felsefesi) açısından değerlendirilecektir.
İNCELEME:
Değerlendirmemizi sekiz noktada izah edeceğiz:
---BİRİNCİ NOKTA: Bilimsel kriterleri karşılayan bir teoriden beklenen en önemli özelliklerden biri, teorinin tahminlerde bulunabilmesidir. Misal, bir metali doğa şartlarına bıraktığınızda, metalin oksijen ve nemle etkileşime girip oksitleneceğini (paslanacağını) bilirsiniz. Hatta bir atığın doğada ne kadar süre sonra yok olacağını hesaplamalarla tahmin edebilirsiniz. Suyun hangi yükseklik ve basınçta kaç derecede kaynayacağını tahmin edebilirsiniz. Tahmin edilebilirlik, bir teorinin doğrulanmasına, olgulardan, gözlemlerden yola çıkıp tümevarım yapılmasına doğrudan etki eden bir faktördür. Çünkü genel hüküm veya yasa çıkarılacak bir konuda gözlem veya deney ne kadar çok olursa ve yeni ortaya çıkan/çıkacak olayların tahmininde ne kadar doğru netice alınırsa, o nispette ortaya konulan bilgi kesinlik kazanır. Fakat Evrim Teorisi ile herhangi bir tahminde bulunmamız mümkün değildir. Misal, tamamen izole edilmiş bir adaya kurbağa, kelebek, fare, timsah gibi birçok canlıyı alıp bıraksak, hiç kimse Evrim Teorisi’ne ve evrimin mekanizmalarına dayanarak, bu canlılardan şu kadar yıl sonra at, şu kadar yıl sonra insan veya kuş meydana gelir diyemez. Bir kişi, evrimleşme sürecinin çok uzun yıllar sürdüğünden böyle bir tahminin yapılamayacağını ileri sürerse, bu defa Evrim Teorisi’nin bilimin “yanlışlamacılık kriteri” ile çelişmesi söz konusu olur. Zira bir teori kendisini yanlışlama (sınama) imkânı tanımazsa bilimsellik özelliği taşımaz. Misal ben, “bütün yıldızların merkezinde bakteriler yaşıyor” önermesi yapsam, bu önerme de yanlışlanamaz. Fakat yanlışlanamaması bu önermenin doğru olduğunu da göstermez. Doğru olabilmesi için önermeyi destekleyecek, doğrulayacak veya yanlışlayacak imkânın bizde mevcut olması gerekir. Bu imkân yoksa benim önermem bir teori değil, bir spekülasyondan öteye geçmez. Spekülasyon ise eylem alanına geçmeyen, yalnızca bilmek ve açıklamak ereğini güden, kuramsal bir düşüncedir, iddiadır. Yanlışlamacılık kriteri sonraki kısımlarda daha detaylı ifade edileceğinden burada kısa kesiyoruz.
--- İKİNCİ NOKTA: Bilimsel bir teoriden beklenen veya mevcut olması durumunda o teoriye kesinlik katarak güçlendiren bir diğer etken, o teorinin kanunlarla desteklenmesidir. Evet, Evrim Teorisi’nin kanunları yoktur. Bu mesele Birinci Nokta’da ifade ettiğimiz bilimsel bir teorinin tahminlerde bulunabilmesi meselesi ile ilişkilidir. Buradaki mesele, Evrim Teorisi’ne dayanarak, adaya konulan canlılardan bir milyon yıl sonra bir geyik oluşacağı söylenirse, bu tahmin, gözlenerek doğrulanması mümkün olmayan bir niteliktedir. Yani soyut bir akıl yürütme sonucu varılan bir varsayımdan öteye gitmez. Kaldı ki Evrim Teorisi’ne dayanarak gözlenmesi mümkün olmayan bu tip bir tahminde bulunmak bile mümkün değildir. Çünkü Evrim Teorisi’nin kanunları yoktur ve matematiksel ifadeleri olan kanunlar olmadan bir tahminde bulunmak mümkün değildir.
Evrim Teorisi’nin kanunları ve matematiksel bir modelinin bulunmaması, gözlem ve deneye dayanmamasından daha büyük bir problemdir. Kant, bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu ileri sürer. Astronomide de gözlemlenemeyecek birçok olgu ele alınmasına rağmen eldeki kanunların matematik modellemeye elvermesi sayesinde gelecek hakkında tahminlerde bulunulabilir. Misal, Entropi Kanununa dayanarak, her şey aynı giderse milyarlarca yıl sonra uzayda hiçbir ışığın kalmayacağı, tüm yıldızların yok olup, yerlerine hiçbir yıldızın teşekkül edemeyeceği bir duruma gelineceği söylenebilmektedir. (1) Yine aynı şekilde, fizik kanunlarına dayanarak bin metre yüksekten bırakılan bir cismin yere ne zaman ve kaç km hızla çarpacağı, atılan bir top mermisinin kaç km sonra nereye düşeceği, merminin patlamasıyla oluşturacağı etkiyi matematiksel hesaplarla tahmin edebiliriz. Fakat bahsedilen şekilde bir adada, her şey aynı şekilde devam ederse, farenin bir gün insan veya sincap olacağı şeklinde bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Çünkü canlılardaki değişimlerin hangi kanunlar çerçevesinde gerçekleşeceğine dair Evrim Teorisi’nin söyleyebildiği bir sözü, tahmin etmeyi mümkün kılacak bir kanunu yoktur. Bu eksikliğin temelinde matematiksel modellerin bulunmaması ve Evrim Teorisi’ne uygulanamaması yatar. İşte bu sebeple Kant’a göre, Evrim Teorisi’nin içinde matematiksel argümanların çok az oluşu, onun bilimsel bir teori sayılmasını tartışmalı hale getirmektedir. (2)
--- ÜÇÜNCÜ NOKTA: Bilim felsefesinde bir teorinin geçerliliği, kendisi dışındaki yaklaşımlardan belli yönlerden ayırt edici özelliklerinin olması ve bu ayırt edici özelliklerin delillerle ve gözlemlerle ispatlanabilmesiyle mümkün olur. Evrim Teorisi, istisnasız bütün canlıların, kendiliğinden türeyen basit bir hücre ve bakteriden, birbirlerinden evrimleşerek oluştuklarını savunur. Türlerin sabitliğini savunan Linnaeus ve melezleşme yoluyla tür oluşumunu savunan Mendel gibi bilim insanlarının teorilerine veya Allah’ın türleri birbirinden bağımsız olarak yarattığı tezine karşı Evrim Teorisi’nin doğruluğunu savunabilmek için, Evrim Teorisi’ni diğer teorilerden ayıran “türlerin birbirinden evrimleşerek oluştuğu” iddiasını delillerle gösterebilmek gerekir. Bunun için Evrim Teorisi’nin ayırt edici iddialarını doğrulayacak kanunlara sahip olması ve onlarla tahminlerde bulunması lazım gelir. “On yıl sonra, timsahlar bütün kurbağaları yiyecek ve kurbağalar doğal seleksiyon neticesinde yok olacaklardır” şeklinde yapılacak bir tahmin gözlenebilse bile, Evrim Teorisi’ne dayanılarak yapılan böyle bir öngörünün doğru çıktığı söylenemez. Çünkü doğal seleksiyonun varlığı değil, doğal seleksiyona dayanarak “yeni türlerin teşekkülünün izah edilmesi”, Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliğidir. Dolayısıyla doğal seleksiyon sonucu yeni bir türün oluşması durumunda Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliği delillendirilebilir, diğer teorilere karşı tercih sebebi olabilir. Fakat Evrim Teorisi’ni savunanların en çok yaptığı hata/yanıltmaca, doğal seleksiyon ile Evrim Teorisi’ni aynı şeylermiş gibi sunmalarıdır.
Canlılar dünyasında küçük değişimlerin (mikro mutasyonların) gözlenmesinin, yani tür içi varyasyonların(değişimlerin) varlığı da, Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliğinin delili olduğu söylenemez. Canlılarda meydana gelen bu değişimler tür içi değişimlerdir ve yeni bir türün oluşumunu netice vermezler. Misal, böceklerin tarım ilaçlarına karşı direnç kazanması, organizmaların antibiyotik direnç kazanması, eski insanların iri yapılı olması gibi değişimler tür içi değişimlerdir ve bu değişimler Mikro Evrim olarak adlandırılmaktadır. (Evrimciler Evrim Teorisi’ni hep nazara vermek istediklerinden her türlü değişim ifadesinde “Evrim” kelimesini kullandıklarından, tür içi değişimlere de Mikro Evrim demektedirler. Bu ifade bizim tabirimiz değildir.) Bu konuda en çok dillendirilen örnek bakterilerin antibiyotik bağışıklık kazanmasıdır. Fakat burada, antibiyotiğe karşı koyabilen bakterilerin varlığını sürdürmesi ve karşı koyamayanların doğal seleksiyona uğraması, tür içi bir değişimdir ve yeni bir bakteri türünün oluşumunu izah etmemektedir. Sadece belli bir bakteri türünde doğal seleksiyonun ne kadar etkili olduğu gözlenmektedir. Bu süreçte bakteriler bağışıklığı yeni genetik materyal oluşumu ile sağlamazlar. Bağışıklık, bakteride zaten var olan genlerin antibiyotiğe karşı faaliyete geçmesi ile ya da mutasyonla deforme olan bakterinin molekül yapısı değişmesi sebebiyle antibiyotiğin bu bakteriye yapışamaması neticesinde kazanılır. Yani, bu süreç tür içi bir oluşumdur, yeni bir türün oluşmasında hiçbir fonksiyonu yoktur. Bunun yanında, Mikro Evrim (tür içi değişimler), Evrim Teorisi’ni kabul etmeyen birçok düşünürün ve İslam öğretilerinin de itiraz etmediği bir olgudur. Nitekim Kuran’da, Nuh’tan sonraki insanların bedenen daha gelişmiş olduğu geçmektedir. (Araf Suresi 69) Bu da insan türünün ilk çiftten sonra sınırlı da olsa bir değişim geçirdiğini gösterir. Fakat Evrim Teorisi’nin asıl olan iddiası bu değişimlerin bir türden başka bir türü oluşturması ile ilgilidir. Bu iddiasının adı Makro Evrimdir. Bu noktada Evrim Teorisi’ni doğrulayan (verification) olgular mevcut değildir.
Nitekim Neo-Darwinistlerin sirke sineği (Drosophila) üzerinde sayısız deney yaparak yeni bir tür oluşturma çabalarından hiçbir netice alınamamıştır. Yazıyı uzatmamak adına bu deneylerin detaylarına girmeyeceğiz. Aslında Ernst Mayr’ın, Evrim Teorisi’ni savunmak için; evrimin uzun bir süreçte gerçekleştiği için gözlenemeyeceğini söylemesi, bu teorinin olgusal destekten yoksun olduğunun da bir itirafıdır diyebiliriz. Dolayısıyla hiçbir tikel (bir ya da birkaç bireye ilişkin olan) doğrulaması olmayan bu teorinin, iddiasının dışındaki birçok tikel önermeden (tür içi değişimler, Mikro Evrim) yola çıkarak tümevarım yapması ve “türler birbirinden evrimleşerek var olmuştur” diyerek Makro Evrimi delillendirmeye çalışması bilimsel olarak geçersiz bir çıkarımdır, hatalı bir önermedir. Evrimcilerin en çok öne sürdüğü delillendirme bu nokta üzerinden yapılmaktadır. Yani tür içi değişimleri gösterip (Mikro Evrim), bu değişimleri türler arası evrimleşmeye (Makro Evrim) delil olarak sunarlar. Bu mantık yürütmeyi Evrimcilerde ve en başta Darwin’de gözlemlemekteyiz. Darwin, teorisini doğrulayacak olguları gözlemleyip tümevarıma ulaşamadığı için, bunun yerine tür içindeki değişimlerle, türden türe değişimler arasında analoji (benzerlik) kurmuştur. Örneğin hayvan yetiştiricilerini gözlerken, yetiştiricilerin damızlıkları seçme suretiyle çiftleşmeleri sağlamalarıyla, türün daha verimli hayvanlarının elde edilebileceğini tespit etmiştir. (3) Darwin’in teorisini ortaya koyarken çok önem verdiği bu gözleminde iki analoji vardır. Birinci analoji, hayvan yetiştiricileri (yapay seleksiyon) ile doğa (doğal seleksiyon) arasında kurulmuştur. İkinci analoji ise, bir türün içindeki ıslah faaliyeti sonucu oluşan değişim ile bir cinsten diğer cinse değişim (türden türe evrimleşme) arasında kurulmuştur. Analojinin bilimsel metot açısından kabul edilebilir bir akıl yürütme olduğunu kabul etsek bile, bu analoji yine de sorunludur. Darwin, analojik (benzetim) yaklaşımıyla şu hatalı mantık yürütmeyi yapmıştır: “Madem türlerin içinde bazı değişiklikleri gözlemliyoruz. O zaman bir türden diğer bir türe geçiş de mevcuttur.”
Bu iki önermeden gözleme, yani olgulara dayanan önerme birinci önermedir (tür içi değişikliklerin gözlenmesi). Oysa Darwin’in iddia ettiği gibi teorisinin doğrulanabilmesi için ikinci önermede ifade ettiği olguların da (türler arası geçiş) gözlenmesi gerekirdi. Evrim Teorisi’ne karşı çıkanların bile kabul ettiği birinci maddede ifade edilen değişim, rakip teorilerce de savunulduğu için, Evrim Teorisi’ni destekleyen olguların bulunduğunu göstermez. İspinoz kuşlarının gagasının değişimi veya ineklerin daha çok süt vermesinin sağlanmasındaki değişim ile analoji kurularak; sürüngenlerin kuşa evrimi, kuşların kanatlarının oluşumu veya memelilerin sütle yavrularını beslemelerinin evrimle oluşumu savunulamaz. Var olan organların farklılaşması ile canlının yepyeni organlar veya özellikler kazanması arasında çok büyük fark vardır. Günden güne değişen hava durumu yüksek ve alçak basınç alanlarıyla açıklanabilir. Ancak mevsimler arasındaki hava durumu farkını, günlük hava değişimlerine neden olan faktörler ile analoji kurarak açıklamaya kalkarsak hata yaparız. Mevsimlik hava değişimleri için astronomik olaylar gibi diğer faktörlerin ele alınması gerekmektedir. (4)
Yine başka bir hatalı mantık yürütme canlılardaki tekâmül süreci ile ilgilidir. Canlılardaki tekâmül süreci gösterilerek Evrim Teorisi’nin türlerin birbirinden evrimleşerek oluştuğu iddiası delillendirilmek istenmektedir. Tekâmül, herhangi bir varlığın mahiyetini değiştirmeden, zaman içinde belirli bir olgunluğa erişmesi, mükemmel hale gelmesini ifade eder. Tekâmülün ifade ettiği mana evrime değil, ontojeniye yakındır. Misal, bir elma çekirdeğinin ağaç haline gelişi ya da bir embriyonun gelişerek kemale ermiş bir canlıyı oluşturması, bir spermin ana rahminden doğuma kadar geçen süreçte geçirdiği evreler ve spermin neticede insan olması tekâmüle örnektir. Dolayısıyla, tekâmül evrimsel bir teori değil, bir kanundur. Bu gözle her zaman görülen, Kur’an’da da açıkça ifade edilen bir yaratma kanunudur. İşte canlılardaki tekâmülü gösterip, bunu evrime delil saymak tamamen hatalı ve geçersiz bir benzetimdir.
DÖRDÜNCÜ NOKTA: Matematiksel yasalar, yalnız gelecek için değil, geçmişteki olayların açıklaması için de gereklidir. Oysa Evrim Teorisi, gelecekte bir türün, diğer bir türe ve cinse dönüşmesi hakkında muhtemel bir tahminde bulunamadığı gibi, geçmiş için de herhangi bir yasaya dayanarak mutlak bir tarifte bulunamamaktadır. Evrim Teorisi, sadece önceki türlerin sonrakilerin açıklaması olduğunu söyler. Yani nedenden sonuca, sonuçtan nedene tahminde bulunmak Evrim Teorisi ile mümkün değildir. (5) Bu ise Evrim Teorisi’nin rakip teorilere göre tercih edilebilmesi için bilimsel veri sunamadığı anlamını taşır. Meseleyi örnekle izah etmek gerekirse, Evrim Teorisi, yılanların ve kurbağaların, bin yıl veya bir milyon yıl geçtikten sonra, bu uzun süre sonucunda, hangi yeni türü oluşturacaklarının tahmini için kullanılmaz. Aynı şekilde, Dünya’nın tamamen aynısı ekolojik bir ortamda, yılan ve kurbağalarla karşılaşsak, bunların hangi türden türediği Evrim Teorisi’ne dayanarak tahmin edilemez. Elimizde gözleme ve deneye dayalı veri olmadığı gibi, türler arası neden-sonuç ilişkilerini kuracak mutlak veya muhtemel yasalar da yoktur.
BEŞİNCİ NOKTA: Allah’ı inkâr eden ve cevher olarak sadece maddeyi esas alan materyalist felsefe, 19.yy’da yükselişe geçerek, bilim camiasına sirayet etmiş ve bilim anlayışı “materyalist, ateist felsefe” üzerine bina edilmiştir. Bilimsel metot olarak “metodolojik natüralizm (methodological naturalism)” benimsenmiştir. Metodolojik natüralizme göre: Doğa dışın¬da hiçbir varlık yoktur. Doğanın içindeki sebepler dışındaki sebeplerle doğa açıklanamaz. Bilimsel araştırma ve açıklamalarda Allah’a atıf yapmak yasaktır. Zira Allah’ın var olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla Allah yokmuş¬çasına doğa ele alınmalıdır. İşte Evrim Teorisi’nin fikri alt yapısını oluşturan ateizm, materyalizm felsefesi, Allah’ın varlığını kabul etmediği için canlıları tabiat içinde kalarak, Allah (haşa) yokmuşçasına açıklamaya çalışmıştır. Bu yönüyle Evrim Teorisi ve öğretileri felsefi bir ön kabule dayanan bir düşüncenin, paradigmanın (değerler dizisinin) ürünüdür. Dolayısıyla canlılık doğa içerisinde kalınarak açıklanmaya çalışıldığında, türlerin birbirlerinden teşekkül ettiğini söylemekten başka bir alternatif yoktur. Zira milyonlarca tür canlı vardır. Bir insan “bu canlıları Allah yaratmadı” der ve kabul ederse, elbette “bu canlılık en baştan tek bir canlıdan türemeli, türleşme canlıdan canlıya evrimleşmeyle olmalıdır” diyecektir. İşte bu noktada açıklandığı üzere, Evrim Teorisi tamamen “apriori” bir ilkenin ürünü olmaktadır. Apriori bilgi, deneyden önce olan, yani deneyden çıkarsamadığı (elde etmediği) ve bundan ötürü de deneyden önce olduğu varsayılan önsel bir bilgidir, kabuldür. Bilim felsefesinin önde gelen isimlerinden Popper, neyin gözlemleneceği gözlemcinin belirlemesine bağlı olduğu için, bu durumun bizi boş bir zihinle gözlemin yapılmadığı sonucuna götürdüğünü ifade eder. (6) Aslında bilimsel bir teorinin geliştirilmesi amacıyla neyin gözlemleneceğine gözlemcinin karar vermesinde bir sorun yoktur. Bu durum normaldir de. Fakat mesele, bir ön kabulle (apriori ilkeyle) yola çıkılarak yapılan bir gözlem ise, bu gözlem objektif bir bakış açısıyla yapılmayacaktır.
Evet, bir apriori ilkeyle olguların bağlanması Evrim Teorisi’nin tek dayanağı olarak öne çıkmaktadır. Bu da, bu teorinin, deney ve gözlemlerle meydana getirilmiş bir teori olmadığını, deney ve gözlemi önceleyen kabullerce ortaya konulup savunulduğunu gösterir. Gözlem ve deneysel destek ile olguları bağlayıcı yasaları olmayan bir teorinin ise, bilimsel kriterleri karşıladığı söylenemez. Bahsedilen “apriori ilkeyi” ise temellendirecek epistemolojik (bilgi kuramı ile ilgili) bir kaynak gösterilemez. Yani bir kimse, “Sadece tabiatın içinde kalmak gerekir” şeklinde bir düşünceyi ne doğuştan aklında taşıdığını söyleyebilir, ne de gözlenen tabiatın bizleri bu ilkeye mecbur ettiği iddia edilebilir. Bu “apriori ilkenin” salt bir inanç ürünü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zihinlerdeki bu “apriori ilke” nedeniyle Evrim Teorisi doğru kabul edildiği ve bu teoriyle olgular birbirine bağlandığı için; olgular, Evrim Teorisi’nin delili olarak sunulmaktadır. Oysa bilimsel kriterler açısından, olguların Evrim Teorisi’ni desteklemesi beklenirdi. Burada gizlenmiş bir totoloji (aynı düşüncenin farklı sözcüklerle tekrarı) göze çarpmaktadır. Bu hatalı sunum şu şekilde gösterilebilir:
1. (A) Evrim Teorisi doğru olduğu için (B) olguları(türleri, delilleri) ona göre, yani türleri birbirinden evrimleşmiş olarak değerlendirmeliyiz.
(A------B)
2. (B)Türler birbirinden evrimleştikleri için (A) Evrim Teorisi doğrudur.
(B------A)
3. (A) Evrim Teorisi doğru olduğu için(1.Madde), (A) Evrim Teorisi (2.Madde) doğrudur. (A------A)
Kısacası, Evrim Teorisi, bilimselliğin kriterlerini oluşturan deneylenebilme, gözlemlenebilme, yasalara sahip olma ve tahminde bulunabilme açısından gerekli kriterleri karşılayamamakta; buna karşın; sadece ve sadece gözlenen doğanın içinde kalmamız gerektiğine dair peşinen kabul edilmiş metafizik(fizikötesi, doğaötesi) bir inanç ile, tüm türlerin birbirlerinden değişerek meydana geldiklerini söylemektedir. Wittgenstein’ın ifadelerine göre delilsiz olmasına rağmen, gerçek (fact) olarak sunulan bu teori, Popper’ın ifadelerine göre, metafizik bir araştırma programından ibarettir. (7)
--- ALTINCI NOKTA: Bilim felsefesinin en önemli ilkelerinden biri “yanlışlanabilirlik” ilkesidir. Bu ilkenin temsilcisi Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizliği nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamaz. Ama yanlışlanabilir. O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir. Diğer bir ifadeyle bir teorinin bilimsel özellik taşıması için kendisinin doğru olup olmadığını bilimsel deneylerle ispatlama şans ve imkânını bize tanıması gerekmektedir. Bilimselliğin gerçek ölçütü budur. Sınanabilen, yanlışlanabilen bir teori ya düzeltilir ya da bir kenara bırakılır. Başarılı bir bilimsel teori, apaçık şekilde ortaya konan, mümkün olan şekilde sınanma, yanlışlanma imkânı tanıyan ve buna rağmen yanlışlanamayan teoridir. Bu ilkeyi bir örnekle açıklayalım: “Bütün metaller ısıtıldığında genleşir” şeklinde bir önerme yaptığım zaman bu önerme bilimseldir. Çünkü bu önerme bize kendisini yanlışlayabilme imkânı sunar. Zira ben çeşitli metalleri alıp ısıttığım zaman genleştiğini gördükçe önermenin doğruluğu yönünde kanaatim oluşur. Ne kadar çok metal üzerinde deney yaparsam bu bilginin kesinliği artar. Deneylerle yanlışlanamadığı sürece bu önerme doğru kabul edilir. Aksini iddia edenler için ise yanlışlama yolu açıktır, isteyen başka metalleri de ısıtarak bu önermeyi sınayabilir. İşte bir teorinin bilimsel olabilmesi, o teorinin bize kendisini yanlışlama(sınama) imkânı tanıması gerekir. Tanımazsa bu teori bilimsel değildir. Evet, bilim dünyası incelendiğinde bir yanda deneysel olarak çürütülebilecek teoriler, diğer yanda ise, çok bulanık ve kesin testlere izin vermeyecek kadar sağlıksız teorilerin durduğunu görürüz. Birinci gruptakiler bilime ait, ikinci gruptakiler ise metafiziğe ait teorilerdir. Evrim teorisi ikinci kategoriye giren, bilimsel bilgiye değil metafiziğe dayanan bir araştırma programıdır.
Philiphe Janvier, metafiziki bir teori olan Evrim Teorisi için önemli bir kusurun ortaya çıktığını söylemektedir:''Evrim teorisini doğrudan test etmek pratik olarak imkânsızdır.’ (8) Çünkü yeryüzünde hayatın tarihçesi, ilk ortaya çıkışı ve gelişimi, kare kare yaşanmış bir film şeklinde düşünülecek olursa, filmi geriye alıp yeni baştan seyretmek mümkün değildir. Geçmişte uzun bir (Jeolojik) zaman ölçeğinde gerçekleştiği kabul edildiğinden, evrimde deney ve gözlem sürecine girmemektedir. Dolayısıyla tabii bilimler açısından aksini ispat etmek mümkün değildir. Aksini ispat etme şansı veya imkânı vermeyecek (aksi ispat edilmeyecek değil) şekilde kurulmuş olan bir teori de bilimsel nitelik taşımamaktadır.
Popper, Tarihçiliğin Sefaleti (The Poverty of Historicism) isimli eserinde, yeryüzünde hayatın veya insan toplumunun evriminin, özel bir tarihi sürece denk geldiğini, ancak bu süreci tanımlama tarzının bir yasa değil, sadece tekil bir “tarihi önerme” olduğunu söyler. Şu ya da bu şekilde formüle edilen bir yasanın, bilim tarafından ciddi bir şekilde ele alınmadan önce, yeni örneklerle test edilmesi gerektiğine dikkat çeker. Fakat Evrim Teorisi’nde sadece özel bir tarihsel dönem ile sınırlı kalındığından; bir evrensel hipotezi test etmeyi ve de bilim tarafından kabul edilebilir bir doğa yasası bulmayı ümit edemeyeceğimiz sonucuna varır. (9) Dolayısıyla Popper, Darwinizm’in test edilemeyeceğini, yanlışlanma, sınanma imkânı sunmadığını, bu yüzden; bilimselliğin kriterlerini karşılamadığını ve metafizik bir araştırma programı olduğunu belirtir. (10)
Popper meseleyi detayladırarak Darwinizm’in, “durumsal mantık” (situational logic) uyguladığını söyler. Darwinci yoruma göre, türlerin içinde çeşitliliğe yol açan değişiklikler (varyasyonlar) olur, bunlardan bazısı yaşar, bazısı doğal seleksiyona uğrayıp yok olur. Bu yorum türlerin oluşumu için bir süreç tarifi yapar, fakat gözlemlerimiz, bu sürecin sonucudur. Söylenen; “Çevreye uyum sağlayanın yaşadığıdır”. Fakat “Yaşayan kim?” diye sorarsak, bu sorunun cevabı; “Çevreye uyum sağlayan” şeklindedir. Popper, duruma göre uygulanan bu mantığın bir totoloji (aynı düşüncenin farklı sözcüklerle tekrarı) olduğunu söyler. (11) Evrim Teorisi bu şekilde formüle edildiği için yanlışlanmaya imkân tanımaz. Bilimselliğin temel kriterinin “yanlışlanmaya (sınanmaya) açıklık” olduğunu savunan görüşe göre, bu yüzden, Evrim Teorisi bilimsel bir gerçek (fact) olarak kabul edilemez. Örneğin, kaplumbağaları ele alalım. Kaplumbağaların nasıl var olduğunu Evrim Teorisi’ni savunanların açıklamasını istediğimizi varsayalım. Kaplumbağaların atalarından birçok varyasyon oluştuğu, bu varyasyonların çevrelerine uyum sağlayamadıkları için doğal seleksiyon ile yok oldukları, kaplumbağaların ise, çevrelerine uyum (adaptasyon) sağladıkları için var olabildikleri söylenecektir. Adaptasyon var olmak ile açıklanır, oysa kaplumbağaların var olması, zaten Evrim Teorisi’ne göre çevreye adapte olduklarının bir delilidir. Çevreye uyum sağlayan yaşayandır; yaşayan ise, çevreye uyum sağlayan olarak açıklanır. Bu tarzda bir totolojinin yanlışlanabilmesine imkân yoktur.
Popper ‘bakteri’ örneğiyle Evrim Teorisi’nin yanlışlanabilirlik ilkesiyle çeliştiğini ifade eder. Popper, Mars’ta üç tür bakteri bulursak, Darwinizm’in yanlışlanıp yanlışlanamayacağını sorduğumuzda, cevabIn “yanlışlanamayacağı” olduğunu söyler. Çünkü bu var olan türlerin, mutasyona uğramış evvelki türlerin adapte olmuş yegâne formları olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şeyi Mars’ta tek bir tür bakteri de bulsak, herhangi bir başka sayıda bakteri veya başka canlı organizma bulsak da söyleyebiliriz. Bu da bize, Evrim Teorisi’nin, hiçbir şekilde yanlışlanamayacak ve hiçbir şeyi öngörmeyecek şekilde formüle edildiğini gösterir. (12) İşte bu durum bilimsel olduğunu iddia eden bir teori için önemli bir defodur. Çünkü olgular onları daima doğrulayacak şekilde yorumlanmaktadır. Bu duruma başka bir misal verelim. Evrim Teorisi canlıların birbirinden evrimleşerek türediğini ifade eder. Yani şu anda bulunan canlılar geçmişteki farklı canlılardan evrimleşerek oluşmuşlardır. Evrim Teorisi savunucuları önermesini bu şekilde yapar ve teorilerinin bilimsel, değişmez bir gerçek (fact) olduğunu iddia ederler. Fakat kendilerine 35 milyon yıl öncesine ait bir kelebek fosili, 100 milyon yıl öncesine ait bir arı fosili, 450 milyon yıl öncesine ait bir denizyıldızı fosili veya bunun gibi milyonlarca yıl öncesine ait binlerce fosili gösterip, “bakın bugün yaşayan canlılar milyonlarca yıl öncesinde de aynı yapı ve şekilde, günümüzdeki türünden hiçbir farkı olmaksızın duruyor. İddia ettiğiniz gibi evrimsel bir süreç görünmüyor” dediğinizde olması gereken şey, savundukları teorinin sorgulanması gerektiğidir. Fakat yapılan, "demek bu canlılar evrimini daha önce tamamlamış veya demek bu canlı evrime ihtiyaç duymamış" gibi tamamen ön kabullere dayalı varsayımlara, hikâyeye ve zanlara dayanarak, Evrim Teorisi’ni mutlak doğru kabul edip delilleri onun lehine yorumlamaktan öte bir şey değildir. Dolayısıyla her ne delil bulursak bulalım Evrimciler olguları onları daima doğrulayacak şekilde yorumlamaktadırlar. Bu ise bilim felsefesinin bizlere ifade ettiği bütün bilimsellik ve bilimsel açıklama kriterlerine aykırıdır. İşte Evrim Teorisi’ni, Psikoanaliz ve Marksizm gibi bilimsel olarak görmeyen Popper bunu net bir şekilde ifade etmektedir: ''Darwinizm'in test edilebilir bilimsel bir teori olmadığı,aksine sadece metafiziki bir araştırma programı, test edilebilir bilimsel teoriler için her türlü eleştiriye açık çok kaba bir çerçeve olduğu sonucuna varmış bulunuyorum...Darwinizmin hayatın menşe'ini açıklayabildiğini sanmıyorum.'' (13)
Bir diğer örnek olarak ünlü Fransız matematikçi Marcel Schützenberger’in konu ile ilgili ifadelerini de ifade ederek bu bölümü sonlandıralım. Evrim Teorisi’nin bilimsellik kriterlerine aykırı bir teori olduğu için eleştiren Marcel Schützenberger, ateş böceklerini örnek vererek bu durumu şöyle izah etmiştir: “Ateşböcekleri ışık üreterek bir araya gelirler ve bundan haz aldıklarına eminim. Neden yalnız ateşböceklerinin bunu yaptığını bilmek ilginç olurdu. Onların neden ışığı icat ettiğini açıklayabilecek genel bir sebep var mı? Bu canlı türü çiftleşmek için diğer türlerin kullanmadığı bu kadar kompleks bir mekanizmaya neden ihtiyaç duymuştur? Her özel soru için bana özel bir cevap verebilirsiniz. Fakat ben iddia ediyorum ki, Evrim Teorisi’nin durumunda, baştan hangi özel açıklamayı yapacağınızı belirleyebilecek hiçbir genel ilke yoktur. Bir teorinin yanlışlanamayacak bir teori olması işte budur.” (14)
--- YEDİNCİ NOKTA: Bilimsellik kriterlerini sağlayamaması sebebiyle eleştirilen Evrim Teorisi’nin, bilimsel bir teori olduğu yönündeki savunmasıyla ünlü Micheal Ruse şöyle demektedir: “Evrimin bütünü görünmüyor olabilir. Ama o bir gerçektir, hem de ortaya iyi konmuş bir gerçektir. 8’inci Henry’nin kızı Elizabeth’in İngiltere kraliçesi olması ve göğsümde kalbimin atması kadar gerçektir.” (15) Fizikçi, kimyacı veya uzay bilimci olsun hiçbir bilim adamı, kendi alanlarıyla ilgili ifade ettikleri bilimsel teorileri, deneylerle gösterilebilmesine, delillendirilebilmesine rağmen, bu teorilerinin mutlak doğru ve değişmezliğine yönelik bu kadar kesin ve emin ifadeler kullanmaz. Kaldı ki Evrim Teorisi gibi gözlemlenemeyen, sınanamayan, geçmişle ilgili iddialarda bulunan bir teoriye yönelik bu kadar net ve kesinlik içeren ifadeler kullanmak Ruse’un meseleye bilimsel değil, ideolojik yaklaştığını göstermektedir. Bu davranışı birçok evrimcide de görebiliriz. Ruse’un bu aşırı savunması ile Evrim Teorisi’nin bilimsel kriterler açısından değerlendirilmesi arasında ciddi bir fark vardır. Ruse’un kalbinin atıp atmadığı gözlemle doğrulanabilir, yanlışlanmaya da (sınanmaya) açıktır. Elizabeth’in kraliçeliği ile ilgili geçmişte yaşayanların tanıklığı, bunu ileten yazılı belgeler ve resimler vardır. Üstelik Ruse’un kalbinin attığına ve Elizabeth’in kraliçeliğine karşı bir teori de yoktur. Burada Evrim Teorisi, gözlenen canlıların biyolojik durumuyla değil de, kökeniyle alakalı olduğu için, evrimsel açıklama, insanlık tarihinden örneklerle –Elizabeth örneği gibi- benzetilerek, teorinin bilimsel kriterlere uygunluğunun tarih bilimi ile benzer olduğu söylenmek istenmektedir. Oysa Elizabeth örneğindeki gibi tarihsel vakalar birçok ayrı kanaldan gelen yazılı veya resimli belgelere dayanır. Evrim Teorisi için bu tarzda bir belge gösterilemez. Aristoteles veya İskender bilinmeseydi, yazılı belgeler olmadan sırf günümüzdeki insanları ve toplumları inceleyerek hiç kimse Aristoteles’in veya İskender’in yaşadığını ortaya koyamazdı. Evrim Teorisi’nin, Elizabeth ilgili tarih biliminin anlatımlarının epistemolojik (bilgi kuramı ile ilgili) desteğinin aynısına sahip olabilmesi için –Michael Ruse’un iması budur- yazılı belgelere karşılık gelecek bir desteğe sahip olması gerekirdi; oysa bu şekilde herhangi bir desteği bulunmamaktadır.
Bazıları fosillerin bu tarihsel belgelere karşılık geldiğini düşünebilir. Aslında Evrim Teorisi’nin savunulmasında fosiller, genel kitlenin sandığından daha az önemli olmuştur. Darwin ve ondan sonra birçok bilim insanı, Evrim Teorisi’ni, yaşayan canlılardan yola çıkarak yaptıkları soyut akıl yürütmelerle formüle etmeye çalışmışlardır. Fosiller, ölmüş canlı hakkında bilgi verir, fakat bu canlının nasıl türediğini söylemez. Fosillere dayalı çıkarım da tamamen soyut akıl yürütmelere dayanır. Fosiller, beraberlerinde canlının soyağacı ve nasıl türediği ile ilgili belgelerle bulunmazlar. Hiçbir fosile dayanarak, bu fosili bırakan canlının ayrıntılı hayat hikâyesini anlamamız mümkün olamaz. Hiçbir fosil, kendi soyağacı ve hayat hikâyesi ile gömülü değildir. Kaldı ki, çıkarılan on binlerce fosil incelendiğinde günümüzdeki canlıların milyonlarca yıl öncesinde de aynı yapısını koruduğu gözlemlenmiştir. Ara form diye öne sürülen birkaç fosil, nesli tükenmiş farklı bir tür canlı olabileceği bir kenara dursun, soyut akıl yürütme neticesinde ulaşılan varsayımlardan öteye gidememektedir. Tüm bunlar, Evrim Teorisi’nin, tarih biliminin sahip olduğu epistemolojik desteğe bile sahip olamadığını gösterir.
--- SEKİZİNCİ NOKTA: Evrim Teorisi’nin gözlemlenemeyen bir süreç olmasına karşın Michael Ruse, birçok zaman katilleri de göremediğimizi, fakat kullanılan bıçağın incelenmesi, geçmişteki husumet ve benzeri unsurları birleştirip sonuca varabildiğimizi söyler. Ruse, William Whewell’in, tümevarımların birleşiminden sonuca varmak için ideal yöntem olarak gösterdiği ‘birleşmeli tümevarım’ (consilience of induction) yönteminin, Evrim Teorisi’nin yöntemi olduğunu söyler. (16) William Whewell, değişik alanlardan delillerin topluca bir tümevarım gerçekleştirmelerini tarif etmek için ‘birleşmeli tümevarım’ deyimini kullanmıştır. O, teorilerin genellemeleri sayesinde bilinmeyen vakaların tespit edilmesi ve teorinin öngörüde bulunma gücüne sahip olması gerektiğini ifade eder. (17)
Evrim teorisine dayanarak bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Bu teori, Whewell’in ortaya koyduğu kriterleri karşılayamamaktadır. Ruse’un katilin bulunması için söyledikleri elbette ki göz ardı edilemez. Ama katilin bulunması için mevcut deliller, en azından alternatif katil adaylarından herhangi birinin katil olduğunu diğerlerinden daha çok ortaya koyuyorsa kabul edilir. Eğer, başlangıçtaki şartlanmışlığımızdan dolayı ‘Çinlileri sevmiyorsak’ ve alternatif adaylardan Çinli olanın katil olduğunu, diğer katil zanlılarına nazaran Çinliyi ön plana çıkaran bir delil olmamasına rağmen iddia ediyorsak, bu kabul edilemez. Bilimsellik kriterlerimiz ister Bacon, ister Popper, ister Carnap, ister Whewell gibi olsun; eğer alternatif teorilerden birinin diğerine üstünlüğüne gösteremiyorsak bilimsel kriterleri karşılayamayız. Doğanın içinde kalmak gibi peşin bir kabulü Evrim Teorisi’nin alternatif teorilerine karşı tek dayanağı yaparsak Çinlileri sevmemek gibi apriori (önsel, ön kabullü) bir yaklaşım ile Çinlinin katilliğini diğer alternatiflere karşı ilan ettiğimizdeki hataya düşeriz. Çünkü felsefi, teoloji veya varoluşsal tercihlere dayalı ‘apriori kabuller’den elde edilen sonuçların bilimselliğin kriterlerini teşkil ettiğini söyleyemeyiz. Evrim Teorisi’ni savunanların ‘Neden Evrim Teorisi’ni türlerin bağımsız yaratılışına karşı tercih ediyorsunuz?’ sorusuna verdikleri cevap eğer ‘Çünkü doğa içinde kalmalıyız’ anlamına gelecek bir cevabın ötesine geçemiyorsa, bu cevap sadece kabul edilen ‘apriori bir metafizik ilkeyi’ açıklamakta fakat objektif bir delil olamamaktadır. (18)
--- SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:
Yukarıda ifade edilen meseleler düşünüldüğünde karşımızda utanılacak ve şaşılacak bir durum vardır. Bir düşünce ki bilimsel olduğunu söylüyor, ama bilimsel ölçüme elverişli olamıyor. Gözlemlenemiyor, tekrar türetilemiyor, ölçülemiyor. Ama müdafaacıları, hayatın başlangıcı ve gelişmesi mevzuunda onun yüce ve çürütülmez bir gerçek olarak görülmesini istiyorlar. Böyle bir durumda, kendine saygısı olan her bilim adamının delilleri görmek isteyeceği düşünülür. Rus biyokimyacısı ünlü evrimci Alexandr Oparin, ''Peşinde olduğumuz şey eğer delil ise, onu hiçbir zaman bulamayacağımızı'' söyler. (19) Çünkü ona göre, biyolojik oluşumun ilk canlı varlığının ne olduğu konusunda kimya ve fizikte olduğu gibi bir delil elde etmek mümkün değildir. Aslında Darwin bile bu kadarını anlamıştır. 1863'te yazdığı bir mektupta bu gerçeği kabul ettiğini gösteren şu satırlara yer vermiştir: ''Detaya indiğimiz zaman hiçbir türün değişmediğini ispatlayabiliriz. (Yani herhangi bir türün değiştiğini ispat edemeyiz); Ayrıca teorinin temelini oluşturduğunu farz ettiğimiz değişimlerin faydalı değişimler olduklarını ispatlayamayız'' (20) O halde, bilimsel gözleme istinad etmeyen bu evrim görüşü, şahsi bir inanç meselesi olmalıdır. Teori hakkında söylenebilecek en iyi şey, onun hayatın nasıl geliştiğine dair birçok insanın paylaştığı, ne ispatlanabilen nede yanlışlanabilen bir inancı temsil ettiğidir. Şüphesiz herkes inançlarını, teorilerini ve şahsi kanaatlerini kendisi belirleme hakkına sahiptir. Ama evrim yanlıları teorilerinin sade bir inanç unsuru olmaktan öte bir şey olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre evrim, ispatlanabilir olmasa da açık bir hakikattir ve onlar evrimin temel doktrinlerine yönelik muhalefete hiçbir şekilde tahammül göstermezler. “Bilimsel kriterleri sağlamamasına rağmen niçin Evrim Teorisi bilimsel olarak sunulmakta ve kabul edilmektedir?” diye sorulursa bunun cevabı: Materyalist, ateist felsefe ile tanımlanmış bilim anlayışının hâkim olduğu paradigmanın (değerler ve anlayışlar dizisi) temellendirilebilmesi Evrim Teorisi’nin doğrulanmasına bağlıdır. Bu sebeple bilimselliğin hiçbir kriterini sağlamayan Evrim Teorisi’nin bu eksiklik ve zafiyetleri görmezden gelinmekte, ona özel bir konum sağlanmaktadır. Bu noktada Amerikalı felsefeci Norman Geisler’in yorumunu ifade edip yazımızı sonlandıracağız: Norman Geisler, evrimin bilimsel bir metotla irdelenmediğini ve ön kabullere dayandığını dile getirir ve şöyle der:
NOT: YAZIYI BEĞENEREK VEYA PAYLAŞARAK DAHA FAZLA KİŞİYE ULAŞMASINI SAĞLAYABİLİRSİNİZ...
DİPNOTLAR:
(1) Davies, Paul. The Last Three Minutes, Basic Books, New York, 1994, s. 49-50
(2) Mayr, E. The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of Harward University Press, Cambridge, 1982, s. 862.
(3) Charles Darwin, The Origin of Species, s. 71-100.
(4) Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, s. 87.
(5) W.B. Gallie, Explanations in History and the Genetic Sciences, Prentice Hall, New Jersey, 1970, s.156
(6) Karl R. Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Klasik Yapıtlar Dizisi, İstanbul, 1988, s.130-134
(7) Prof.Dr.Adem Tatlı, Bilimlerin Işığında Yaratılış, İstanbul 2015, Sf.545 (Taslaman, ilgili makale)
(8) JANVIER P.(1996): Phylogenetic classifications of living and fossil vertebrates.Bulletin De La Societe Zoologique De France (1997, Vol:122, Pp: 341-354)
(9) Karl R. Popper, Tarihçiliğin Sefaleti, s.113
(10) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.144-145
(11) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.145
(12) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.147
(13) POPPER K. (1976): Unended Quest, An Intellectual Autobiography.The Library of living Philosophers In.. England
(14) Schützenberger, M. Mathematical Challenges to the Neo-Darwinian Interpretation of Evaluation, ed: P.S. Moorhead, M.M. Kaplan-Wistar Institute Press, Philedelphia
(15) Ruse, M. Taking Darwin Seriously, Basil Blackwell, New York, 1989, s.4.
(16) Ruse, M. Is There a Limit to Our Knowledge of Evolution, Promethus Books, New York, 1996, Sf. 118.
(17) Butts, R.E. ‘William Whewell’, The Cambridge Dictionary of Philosophy, ed: Robert Audi, Cambridge University Press, Cambridge, 1999, s.850-851
(18) Prof.Dr.Adem Tatlı, Bilimlerin Işığında Yaratılış, İstanbul 2015, Sf.551 (Taslaman, ilgili makale)
(19) OPARIN A.(1961): Life Its Nature, Origin and Development Oliver & Boyd, s.33 Edinburg
(20) DARWİN, C.(1887): Life and Letters, (ed) Francis Darwin (New York: Appleton). c.II s.67
(21) Geisler, N.L. and Brooks, R. M. Come let us Reason. Grand Rapids: Bakir, 1990, S. 95-96.)
Delillerle İslam
EVRİM TEORİSİ BİLİMSEL BİR TEORİ MİDİR?
EVRİM TEORİSİ'NİN BİLİM FELSEFESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
GİRİŞ:
Bütün temel bilim felsefesi ve epistemoloji (bilgi felsefesi) kitaplarında bilimin tarifi, özellikleri, bilimselliğin kriterleri uzun uzun anlatılmakta, Kuhn, Popper ve Feyerabend gibi meşhur bilim felsefecileri bilimin yapısını açıklamaktadırlar. Bu yazımızda Evrim Teorisi’nin bilimsel açıdan geçerliliği, bilimsel kriterleri taşıyıp taşımadığı konusu, bilim felsefesi ve epistemoloji (bilgi felsefesi) açısından değerlendirilecektir.
İNCELEME:
Değerlendirmemizi sekiz noktada izah edeceğiz:
---BİRİNCİ NOKTA: Bilimsel kriterleri karşılayan bir teoriden beklenen en önemli özelliklerden biri, teorinin tahminlerde bulunabilmesidir. Misal, bir metali doğa şartlarına bıraktığınızda, metalin oksijen ve nemle etkileşime girip oksitleneceğini (paslanacağını) bilirsiniz. Hatta bir atığın doğada ne kadar süre sonra yok olacağını hesaplamalarla tahmin edebilirsiniz. Suyun hangi yükseklik ve basınçta kaç derecede kaynayacağını tahmin edebilirsiniz. Tahmin edilebilirlik, bir teorinin doğrulanmasına, olgulardan, gözlemlerden yola çıkıp tümevarım yapılmasına doğrudan etki eden bir faktördür. Çünkü genel hüküm veya yasa çıkarılacak bir konuda gözlem veya deney ne kadar çok olursa ve yeni ortaya çıkan/çıkacak olayların tahmininde ne kadar doğru netice alınırsa, o nispette ortaya konulan bilgi kesinlik kazanır. Fakat Evrim Teorisi ile herhangi bir tahminde bulunmamız mümkün değildir. Misal, tamamen izole edilmiş bir adaya kurbağa, kelebek, fare, timsah gibi birçok canlıyı alıp bıraksak, hiç kimse Evrim Teorisi’ne ve evrimin mekanizmalarına dayanarak, bu canlılardan şu kadar yıl sonra at, şu kadar yıl sonra insan veya kuş meydana gelir diyemez. Bir kişi, evrimleşme sürecinin çok uzun yıllar sürdüğünden böyle bir tahminin yapılamayacağını ileri sürerse, bu defa Evrim Teorisi’nin bilimin “yanlışlamacılık kriteri” ile çelişmesi söz konusu olur. Zira bir teori kendisini yanlışlama (sınama) imkânı tanımazsa bilimsellik özelliği taşımaz. Misal ben, “bütün yıldızların merkezinde bakteriler yaşıyor” önermesi yapsam, bu önerme de yanlışlanamaz. Fakat yanlışlanamaması bu önermenin doğru olduğunu da göstermez. Doğru olabilmesi için önermeyi destekleyecek, doğrulayacak veya yanlışlayacak imkânın bizde mevcut olması gerekir. Bu imkân yoksa benim önermem bir teori değil, bir spekülasyondan öteye geçmez. Spekülasyon ise eylem alanına geçmeyen, yalnızca bilmek ve açıklamak ereğini güden, kuramsal bir düşüncedir, iddiadır. Yanlışlamacılık kriteri sonraki kısımlarda daha detaylı ifade edileceğinden burada kısa kesiyoruz.
--- İKİNCİ NOKTA: Bilimsel bir teoriden beklenen veya mevcut olması durumunda o teoriye kesinlik katarak güçlendiren bir diğer etken, o teorinin kanunlarla desteklenmesidir. Evet, Evrim Teorisi’nin kanunları yoktur. Bu mesele Birinci Nokta’da ifade ettiğimiz bilimsel bir teorinin tahminlerde bulunabilmesi meselesi ile ilişkilidir. Buradaki mesele, Evrim Teorisi’ne dayanarak, adaya konulan canlılardan bir milyon yıl sonra bir geyik oluşacağı söylenirse, bu tahmin, gözlenerek doğrulanması mümkün olmayan bir niteliktedir. Yani soyut bir akıl yürütme sonucu varılan bir varsayımdan öteye gitmez. Kaldı ki Evrim Teorisi’ne dayanarak gözlenmesi mümkün olmayan bu tip bir tahminde bulunmak bile mümkün değildir. Çünkü Evrim Teorisi’nin kanunları yoktur ve matematiksel ifadeleri olan kanunlar olmadan bir tahminde bulunmak mümkün değildir.
Evrim Teorisi’nin kanunları ve matematiksel bir modelinin bulunmaması, gözlem ve deneye dayanmamasından daha büyük bir problemdir. Kant, bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu ileri sürer. Astronomide de gözlemlenemeyecek birçok olgu ele alınmasına rağmen eldeki kanunların matematik modellemeye elvermesi sayesinde gelecek hakkında tahminlerde bulunulabilir. Misal, Entropi Kanununa dayanarak, her şey aynı giderse milyarlarca yıl sonra uzayda hiçbir ışığın kalmayacağı, tüm yıldızların yok olup, yerlerine hiçbir yıldızın teşekkül edemeyeceği bir duruma gelineceği söylenebilmektedir. (1) Yine aynı şekilde, fizik kanunlarına dayanarak bin metre yüksekten bırakılan bir cismin yere ne zaman ve kaç km hızla çarpacağı, atılan bir top mermisinin kaç km sonra nereye düşeceği, merminin patlamasıyla oluşturacağı etkiyi matematiksel hesaplarla tahmin edebiliriz. Fakat bahsedilen şekilde bir adada, her şey aynı şekilde devam ederse, farenin bir gün insan veya sincap olacağı şeklinde bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Çünkü canlılardaki değişimlerin hangi kanunlar çerçevesinde gerçekleşeceğine dair Evrim Teorisi’nin söyleyebildiği bir sözü, tahmin etmeyi mümkün kılacak bir kanunu yoktur. Bu eksikliğin temelinde matematiksel modellerin bulunmaması ve Evrim Teorisi’ne uygulanamaması yatar. İşte bu sebeple Kant’a göre, Evrim Teorisi’nin içinde matematiksel argümanların çok az oluşu, onun bilimsel bir teori sayılmasını tartışmalı hale getirmektedir. (2)
--- ÜÇÜNCÜ NOKTA: Bilim felsefesinde bir teorinin geçerliliği, kendisi dışındaki yaklaşımlardan belli yönlerden ayırt edici özelliklerinin olması ve bu ayırt edici özelliklerin delillerle ve gözlemlerle ispatlanabilmesiyle mümkün olur. Evrim Teorisi, istisnasız bütün canlıların, kendiliğinden türeyen basit bir hücre ve bakteriden, birbirlerinden evrimleşerek oluştuklarını savunur. Türlerin sabitliğini savunan Linnaeus ve melezleşme yoluyla tür oluşumunu savunan Mendel gibi bilim insanlarının teorilerine veya Allah’ın türleri birbirinden bağımsız olarak yarattığı tezine karşı Evrim Teorisi’nin doğruluğunu savunabilmek için, Evrim Teorisi’ni diğer teorilerden ayıran “türlerin birbirinden evrimleşerek oluştuğu” iddiasını delillerle gösterebilmek gerekir. Bunun için Evrim Teorisi’nin ayırt edici iddialarını doğrulayacak kanunlara sahip olması ve onlarla tahminlerde bulunması lazım gelir. “On yıl sonra, timsahlar bütün kurbağaları yiyecek ve kurbağalar doğal seleksiyon neticesinde yok olacaklardır” şeklinde yapılacak bir tahmin gözlenebilse bile, Evrim Teorisi’ne dayanılarak yapılan böyle bir öngörünün doğru çıktığı söylenemez. Çünkü doğal seleksiyonun varlığı değil, doğal seleksiyona dayanarak “yeni türlerin teşekkülünün izah edilmesi”, Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliğidir. Dolayısıyla doğal seleksiyon sonucu yeni bir türün oluşması durumunda Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliği delillendirilebilir, diğer teorilere karşı tercih sebebi olabilir. Fakat Evrim Teorisi’ni savunanların en çok yaptığı hata/yanıltmaca, doğal seleksiyon ile Evrim Teorisi’ni aynı şeylermiş gibi sunmalarıdır.
Canlılar dünyasında küçük değişimlerin (mikro mutasyonların) gözlenmesinin, yani tür içi varyasyonların(değişimlerin) varlığı da, Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliğinin delili olduğu söylenemez. Canlılarda meydana gelen bu değişimler tür içi değişimlerdir ve yeni bir türün oluşumunu netice vermezler. Misal, böceklerin tarım ilaçlarına karşı direnç kazanması, organizmaların antibiyotik direnç kazanması, eski insanların iri yapılı olması gibi değişimler tür içi değişimlerdir ve bu değişimler Mikro Evrim olarak adlandırılmaktadır. (Evrimciler Evrim Teorisi’ni hep nazara vermek istediklerinden her türlü değişim ifadesinde “Evrim” kelimesini kullandıklarından, tür içi değişimlere de Mikro Evrim demektedirler. Bu ifade bizim tabirimiz değildir.) Bu konuda en çok dillendirilen örnek bakterilerin antibiyotik bağışıklık kazanmasıdır. Fakat burada, antibiyotiğe karşı koyabilen bakterilerin varlığını sürdürmesi ve karşı koyamayanların doğal seleksiyona uğraması, tür içi bir değişimdir ve yeni bir bakteri türünün oluşumunu izah etmemektedir. Sadece belli bir bakteri türünde doğal seleksiyonun ne kadar etkili olduğu gözlenmektedir. Bu süreçte bakteriler bağışıklığı yeni genetik materyal oluşumu ile sağlamazlar. Bağışıklık, bakteride zaten var olan genlerin antibiyotiğe karşı faaliyete geçmesi ile ya da mutasyonla deforme olan bakterinin molekül yapısı değişmesi sebebiyle antibiyotiğin bu bakteriye yapışamaması neticesinde kazanılır. Yani, bu süreç tür içi bir oluşumdur, yeni bir türün oluşmasında hiçbir fonksiyonu yoktur. Bunun yanında, Mikro Evrim (tür içi değişimler), Evrim Teorisi’ni kabul etmeyen birçok düşünürün ve İslam öğretilerinin de itiraz etmediği bir olgudur. Nitekim Kuran’da, Nuh’tan sonraki insanların bedenen daha gelişmiş olduğu geçmektedir. (Araf Suresi 69) Bu da insan türünün ilk çiftten sonra sınırlı da olsa bir değişim geçirdiğini gösterir. Fakat Evrim Teorisi’nin asıl olan iddiası bu değişimlerin bir türden başka bir türü oluşturması ile ilgilidir. Bu iddiasının adı Makro Evrimdir. Bu noktada Evrim Teorisi’ni doğrulayan (verification) olgular mevcut değildir.
Nitekim Neo-Darwinistlerin sirke sineği (Drosophila) üzerinde sayısız deney yaparak yeni bir tür oluşturma çabalarından hiçbir netice alınamamıştır. Yazıyı uzatmamak adına bu deneylerin detaylarına girmeyeceğiz. Aslında Ernst Mayr’ın, Evrim Teorisi’ni savunmak için; evrimin uzun bir süreçte gerçekleştiği için gözlenemeyeceğini söylemesi, bu teorinin olgusal destekten yoksun olduğunun da bir itirafıdır diyebiliriz. Dolayısıyla hiçbir tikel (bir ya da birkaç bireye ilişkin olan) doğrulaması olmayan bu teorinin, iddiasının dışındaki birçok tikel önermeden (tür içi değişimler, Mikro Evrim) yola çıkarak tümevarım yapması ve “türler birbirinden evrimleşerek var olmuştur” diyerek Makro Evrimi delillendirmeye çalışması bilimsel olarak geçersiz bir çıkarımdır, hatalı bir önermedir. Evrimcilerin en çok öne sürdüğü delillendirme bu nokta üzerinden yapılmaktadır. Yani tür içi değişimleri gösterip (Mikro Evrim), bu değişimleri türler arası evrimleşmeye (Makro Evrim) delil olarak sunarlar. Bu mantık yürütmeyi Evrimcilerde ve en başta Darwin’de gözlemlemekteyiz. Darwin, teorisini doğrulayacak olguları gözlemleyip tümevarıma ulaşamadığı için, bunun yerine tür içindeki değişimlerle, türden türe değişimler arasında analoji (benzerlik) kurmuştur. Örneğin hayvan yetiştiricilerini gözlerken, yetiştiricilerin damızlıkları seçme suretiyle çiftleşmeleri sağlamalarıyla, türün daha verimli hayvanlarının elde edilebileceğini tespit etmiştir. (3) Darwin’in teorisini ortaya koyarken çok önem verdiği bu gözleminde iki analoji vardır. Birinci analoji, hayvan yetiştiricileri (yapay seleksiyon) ile doğa (doğal seleksiyon) arasında kurulmuştur. İkinci analoji ise, bir türün içindeki ıslah faaliyeti sonucu oluşan değişim ile bir cinsten diğer cinse değişim (türden türe evrimleşme) arasında kurulmuştur. Analojinin bilimsel metot açısından kabul edilebilir bir akıl yürütme olduğunu kabul etsek bile, bu analoji yine de sorunludur. Darwin, analojik (benzetim) yaklaşımıyla şu hatalı mantık yürütmeyi yapmıştır: “Madem türlerin içinde bazı değişiklikleri gözlemliyoruz. O zaman bir türden diğer bir türe geçiş de mevcuttur.”
Bu iki önermeden gözleme, yani olgulara dayanan önerme birinci önermedir (tür içi değişikliklerin gözlenmesi). Oysa Darwin’in iddia ettiği gibi teorisinin doğrulanabilmesi için ikinci önermede ifade ettiği olguların da (türler arası geçiş) gözlenmesi gerekirdi. Evrim Teorisi’ne karşı çıkanların bile kabul ettiği birinci maddede ifade edilen değişim, rakip teorilerce de savunulduğu için, Evrim Teorisi’ni destekleyen olguların bulunduğunu göstermez. İspinoz kuşlarının gagasının değişimi veya ineklerin daha çok süt vermesinin sağlanmasındaki değişim ile analoji kurularak; sürüngenlerin kuşa evrimi, kuşların kanatlarının oluşumu veya memelilerin sütle yavrularını beslemelerinin evrimle oluşumu savunulamaz. Var olan organların farklılaşması ile canlının yepyeni organlar veya özellikler kazanması arasında çok büyük fark vardır. Günden güne değişen hava durumu yüksek ve alçak basınç alanlarıyla açıklanabilir. Ancak mevsimler arasındaki hava durumu farkını, günlük hava değişimlerine neden olan faktörler ile analoji kurarak açıklamaya kalkarsak hata yaparız. Mevsimlik hava değişimleri için astronomik olaylar gibi diğer faktörlerin ele alınması gerekmektedir. (4)
Yine başka bir hatalı mantık yürütme canlılardaki tekâmül süreci ile ilgilidir. Canlılardaki tekâmül süreci gösterilerek Evrim Teorisi’nin türlerin birbirinden evrimleşerek oluştuğu iddiası delillendirilmek istenmektedir. Tekâmül, herhangi bir varlığın mahiyetini değiştirmeden, zaman içinde belirli bir olgunluğa erişmesi, mükemmel hale gelmesini ifade eder. Tekâmülün ifade ettiği mana evrime değil, ontojeniye yakındır. Misal, bir elma çekirdeğinin ağaç haline gelişi ya da bir embriyonun gelişerek kemale ermiş bir canlıyı oluşturması, bir spermin ana rahminden doğuma kadar geçen süreçte geçirdiği evreler ve spermin neticede insan olması tekâmüle örnektir. Dolayısıyla, tekâmül evrimsel bir teori değil, bir kanundur. Bu gözle her zaman görülen, Kur’an’da da açıkça ifade edilen bir yaratma kanunudur. İşte canlılardaki tekâmülü gösterip, bunu evrime delil saymak tamamen hatalı ve geçersiz bir benzetimdir.
DÖRDÜNCÜ NOKTA: Matematiksel yasalar, yalnız gelecek için değil, geçmişteki olayların açıklaması için de gereklidir. Oysa Evrim Teorisi, gelecekte bir türün, diğer bir türe ve cinse dönüşmesi hakkında muhtemel bir tahminde bulunamadığı gibi, geçmiş için de herhangi bir yasaya dayanarak mutlak bir tarifte bulunamamaktadır. Evrim Teorisi, sadece önceki türlerin sonrakilerin açıklaması olduğunu söyler. Yani nedenden sonuca, sonuçtan nedene tahminde bulunmak Evrim Teorisi ile mümkün değildir. (5) Bu ise Evrim Teorisi’nin rakip teorilere göre tercih edilebilmesi için bilimsel veri sunamadığı anlamını taşır. Meseleyi örnekle izah etmek gerekirse, Evrim Teorisi, yılanların ve kurbağaların, bin yıl veya bir milyon yıl geçtikten sonra, bu uzun süre sonucunda, hangi yeni türü oluşturacaklarının tahmini için kullanılmaz. Aynı şekilde, Dünya’nın tamamen aynısı ekolojik bir ortamda, yılan ve kurbağalarla karşılaşsak, bunların hangi türden türediği Evrim Teorisi’ne dayanarak tahmin edilemez. Elimizde gözleme ve deneye dayalı veri olmadığı gibi, türler arası neden-sonuç ilişkilerini kuracak mutlak veya muhtemel yasalar da yoktur.
BEŞİNCİ NOKTA: Allah’ı inkâr eden ve cevher olarak sadece maddeyi esas alan materyalist felsefe, 19.yy’da yükselişe geçerek, bilim camiasına sirayet etmiş ve bilim anlayışı “materyalist, ateist felsefe” üzerine bina edilmiştir. Bilimsel metot olarak “metodolojik natüralizm (methodological naturalism)” benimsenmiştir. Metodolojik natüralizme göre: Doğa dışın¬da hiçbir varlık yoktur. Doğanın içindeki sebepler dışındaki sebeplerle doğa açıklanamaz. Bilimsel araştırma ve açıklamalarda Allah’a atıf yapmak yasaktır. Zira Allah’ın var olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla Allah yokmuş¬çasına doğa ele alınmalıdır. İşte Evrim Teorisi’nin fikri alt yapısını oluşturan ateizm, materyalizm felsefesi, Allah’ın varlığını kabul etmediği için canlıları tabiat içinde kalarak, Allah (haşa) yokmuşçasına açıklamaya çalışmıştır. Bu yönüyle Evrim Teorisi ve öğretileri felsefi bir ön kabule dayanan bir düşüncenin, paradigmanın (değerler dizisinin) ürünüdür. Dolayısıyla canlılık doğa içerisinde kalınarak açıklanmaya çalışıldığında, türlerin birbirlerinden teşekkül ettiğini söylemekten başka bir alternatif yoktur. Zira milyonlarca tür canlı vardır. Bir insan “bu canlıları Allah yaratmadı” der ve kabul ederse, elbette “bu canlılık en baştan tek bir canlıdan türemeli, türleşme canlıdan canlıya evrimleşmeyle olmalıdır” diyecektir. İşte bu noktada açıklandığı üzere, Evrim Teorisi tamamen “apriori” bir ilkenin ürünü olmaktadır. Apriori bilgi, deneyden önce olan, yani deneyden çıkarsamadığı (elde etmediği) ve bundan ötürü de deneyden önce olduğu varsayılan önsel bir bilgidir, kabuldür. Bilim felsefesinin önde gelen isimlerinden Popper, neyin gözlemleneceği gözlemcinin belirlemesine bağlı olduğu için, bu durumun bizi boş bir zihinle gözlemin yapılmadığı sonucuna götürdüğünü ifade eder. (6) Aslında bilimsel bir teorinin geliştirilmesi amacıyla neyin gözlemleneceğine gözlemcinin karar vermesinde bir sorun yoktur. Bu durum normaldir de. Fakat mesele, bir ön kabulle (apriori ilkeyle) yola çıkılarak yapılan bir gözlem ise, bu gözlem objektif bir bakış açısıyla yapılmayacaktır.
Evet, bir apriori ilkeyle olguların bağlanması Evrim Teorisi’nin tek dayanağı olarak öne çıkmaktadır. Bu da, bu teorinin, deney ve gözlemlerle meydana getirilmiş bir teori olmadığını, deney ve gözlemi önceleyen kabullerce ortaya konulup savunulduğunu gösterir. Gözlem ve deneysel destek ile olguları bağlayıcı yasaları olmayan bir teorinin ise, bilimsel kriterleri karşıladığı söylenemez. Bahsedilen “apriori ilkeyi” ise temellendirecek epistemolojik (bilgi kuramı ile ilgili) bir kaynak gösterilemez. Yani bir kimse, “Sadece tabiatın içinde kalmak gerekir” şeklinde bir düşünceyi ne doğuştan aklında taşıdığını söyleyebilir, ne de gözlenen tabiatın bizleri bu ilkeye mecbur ettiği iddia edilebilir. Bu “apriori ilkenin” salt bir inanç ürünü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zihinlerdeki bu “apriori ilke” nedeniyle Evrim Teorisi doğru kabul edildiği ve bu teoriyle olgular birbirine bağlandığı için; olgular, Evrim Teorisi’nin delili olarak sunulmaktadır. Oysa bilimsel kriterler açısından, olguların Evrim Teorisi’ni desteklemesi beklenirdi. Burada gizlenmiş bir totoloji (aynı düşüncenin farklı sözcüklerle tekrarı) göze çarpmaktadır. Bu hatalı sunum şu şekilde gösterilebilir:
1. (A) Evrim Teorisi doğru olduğu için (B) olguları(türleri, delilleri) ona göre, yani türleri birbirinden evrimleşmiş olarak değerlendirmeliyiz.
(A------B)
2. (B)Türler birbirinden evrimleştikleri için (A) Evrim Teorisi doğrudur.
(B------A)
3. (A) Evrim Teorisi doğru olduğu için(1.Madde), (A) Evrim Teorisi (2.Madde) doğrudur. (A------A)
Kısacası, Evrim Teorisi, bilimselliğin kriterlerini oluşturan deneylenebilme, gözlemlenebilme, yasalara sahip olma ve tahminde bulunabilme açısından gerekli kriterleri karşılayamamakta; buna karşın; sadece ve sadece gözlenen doğanın içinde kalmamız gerektiğine dair peşinen kabul edilmiş metafizik(fizikötesi, doğaötesi) bir inanç ile, tüm türlerin birbirlerinden değişerek meydana geldiklerini söylemektedir. Wittgenstein’ın ifadelerine göre delilsiz olmasına rağmen, gerçek (fact) olarak sunulan bu teori, Popper’ın ifadelerine göre, metafizik bir araştırma programından ibarettir. (7)
--- ALTINCI NOKTA: Bilim felsefesinin en önemli ilkelerinden biri “yanlışlanabilirlik” ilkesidir. Bu ilkenin temsilcisi Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizliği nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamaz. Ama yanlışlanabilir. O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir. Diğer bir ifadeyle bir teorinin bilimsel özellik taşıması için kendisinin doğru olup olmadığını bilimsel deneylerle ispatlama şans ve imkânını bize tanıması gerekmektedir. Bilimselliğin gerçek ölçütü budur. Sınanabilen, yanlışlanabilen bir teori ya düzeltilir ya da bir kenara bırakılır. Başarılı bir bilimsel teori, apaçık şekilde ortaya konan, mümkün olan şekilde sınanma, yanlışlanma imkânı tanıyan ve buna rağmen yanlışlanamayan teoridir. Bu ilkeyi bir örnekle açıklayalım: “Bütün metaller ısıtıldığında genleşir” şeklinde bir önerme yaptığım zaman bu önerme bilimseldir. Çünkü bu önerme bize kendisini yanlışlayabilme imkânı sunar. Zira ben çeşitli metalleri alıp ısıttığım zaman genleştiğini gördükçe önermenin doğruluğu yönünde kanaatim oluşur. Ne kadar çok metal üzerinde deney yaparsam bu bilginin kesinliği artar. Deneylerle yanlışlanamadığı sürece bu önerme doğru kabul edilir. Aksini iddia edenler için ise yanlışlama yolu açıktır, isteyen başka metalleri de ısıtarak bu önermeyi sınayabilir. İşte bir teorinin bilimsel olabilmesi, o teorinin bize kendisini yanlışlama(sınama) imkânı tanıması gerekir. Tanımazsa bu teori bilimsel değildir. Evet, bilim dünyası incelendiğinde bir yanda deneysel olarak çürütülebilecek teoriler, diğer yanda ise, çok bulanık ve kesin testlere izin vermeyecek kadar sağlıksız teorilerin durduğunu görürüz. Birinci gruptakiler bilime ait, ikinci gruptakiler ise metafiziğe ait teorilerdir. Evrim teorisi ikinci kategoriye giren, bilimsel bilgiye değil metafiziğe dayanan bir araştırma programıdır.
Philiphe Janvier, metafiziki bir teori olan Evrim Teorisi için önemli bir kusurun ortaya çıktığını söylemektedir:''Evrim teorisini doğrudan test etmek pratik olarak imkânsızdır.’ (8) Çünkü yeryüzünde hayatın tarihçesi, ilk ortaya çıkışı ve gelişimi, kare kare yaşanmış bir film şeklinde düşünülecek olursa, filmi geriye alıp yeni baştan seyretmek mümkün değildir. Geçmişte uzun bir (Jeolojik) zaman ölçeğinde gerçekleştiği kabul edildiğinden, evrimde deney ve gözlem sürecine girmemektedir. Dolayısıyla tabii bilimler açısından aksini ispat etmek mümkün değildir. Aksini ispat etme şansı veya imkânı vermeyecek (aksi ispat edilmeyecek değil) şekilde kurulmuş olan bir teori de bilimsel nitelik taşımamaktadır.
Popper, Tarihçiliğin Sefaleti (The Poverty of Historicism) isimli eserinde, yeryüzünde hayatın veya insan toplumunun evriminin, özel bir tarihi sürece denk geldiğini, ancak bu süreci tanımlama tarzının bir yasa değil, sadece tekil bir “tarihi önerme” olduğunu söyler. Şu ya da bu şekilde formüle edilen bir yasanın, bilim tarafından ciddi bir şekilde ele alınmadan önce, yeni örneklerle test edilmesi gerektiğine dikkat çeker. Fakat Evrim Teorisi’nde sadece özel bir tarihsel dönem ile sınırlı kalındığından; bir evrensel hipotezi test etmeyi ve de bilim tarafından kabul edilebilir bir doğa yasası bulmayı ümit edemeyeceğimiz sonucuna varır. (9) Dolayısıyla Popper, Darwinizm’in test edilemeyeceğini, yanlışlanma, sınanma imkânı sunmadığını, bu yüzden; bilimselliğin kriterlerini karşılamadığını ve metafizik bir araştırma programı olduğunu belirtir. (10)
Popper meseleyi detayladırarak Darwinizm’in, “durumsal mantık” (situational logic) uyguladığını söyler. Darwinci yoruma göre, türlerin içinde çeşitliliğe yol açan değişiklikler (varyasyonlar) olur, bunlardan bazısı yaşar, bazısı doğal seleksiyona uğrayıp yok olur. Bu yorum türlerin oluşumu için bir süreç tarifi yapar, fakat gözlemlerimiz, bu sürecin sonucudur. Söylenen; “Çevreye uyum sağlayanın yaşadığıdır”. Fakat “Yaşayan kim?” diye sorarsak, bu sorunun cevabı; “Çevreye uyum sağlayan” şeklindedir. Popper, duruma göre uygulanan bu mantığın bir totoloji (aynı düşüncenin farklı sözcüklerle tekrarı) olduğunu söyler. (11) Evrim Teorisi bu şekilde formüle edildiği için yanlışlanmaya imkân tanımaz. Bilimselliğin temel kriterinin “yanlışlanmaya (sınanmaya) açıklık” olduğunu savunan görüşe göre, bu yüzden, Evrim Teorisi bilimsel bir gerçek (fact) olarak kabul edilemez. Örneğin, kaplumbağaları ele alalım. Kaplumbağaların nasıl var olduğunu Evrim Teorisi’ni savunanların açıklamasını istediğimizi varsayalım. Kaplumbağaların atalarından birçok varyasyon oluştuğu, bu varyasyonların çevrelerine uyum sağlayamadıkları için doğal seleksiyon ile yok oldukları, kaplumbağaların ise, çevrelerine uyum (adaptasyon) sağladıkları için var olabildikleri söylenecektir. Adaptasyon var olmak ile açıklanır, oysa kaplumbağaların var olması, zaten Evrim Teorisi’ne göre çevreye adapte olduklarının bir delilidir. Çevreye uyum sağlayan yaşayandır; yaşayan ise, çevreye uyum sağlayan olarak açıklanır. Bu tarzda bir totolojinin yanlışlanabilmesine imkân yoktur.
Popper ‘bakteri’ örneğiyle Evrim Teorisi’nin yanlışlanabilirlik ilkesiyle çeliştiğini ifade eder. Popper, Mars’ta üç tür bakteri bulursak, Darwinizm’in yanlışlanıp yanlışlanamayacağını sorduğumuzda, cevabIn “yanlışlanamayacağı” olduğunu söyler. Çünkü bu var olan türlerin, mutasyona uğramış evvelki türlerin adapte olmuş yegâne formları olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şeyi Mars’ta tek bir tür bakteri de bulsak, herhangi bir başka sayıda bakteri veya başka canlı organizma bulsak da söyleyebiliriz. Bu da bize, Evrim Teorisi’nin, hiçbir şekilde yanlışlanamayacak ve hiçbir şeyi öngörmeyecek şekilde formüle edildiğini gösterir. (12) İşte bu durum bilimsel olduğunu iddia eden bir teori için önemli bir defodur. Çünkü olgular onları daima doğrulayacak şekilde yorumlanmaktadır. Bu duruma başka bir misal verelim. Evrim Teorisi canlıların birbirinden evrimleşerek türediğini ifade eder. Yani şu anda bulunan canlılar geçmişteki farklı canlılardan evrimleşerek oluşmuşlardır. Evrim Teorisi savunucuları önermesini bu şekilde yapar ve teorilerinin bilimsel, değişmez bir gerçek (fact) olduğunu iddia ederler. Fakat kendilerine 35 milyon yıl öncesine ait bir kelebek fosili, 100 milyon yıl öncesine ait bir arı fosili, 450 milyon yıl öncesine ait bir denizyıldızı fosili veya bunun gibi milyonlarca yıl öncesine ait binlerce fosili gösterip, “bakın bugün yaşayan canlılar milyonlarca yıl öncesinde de aynı yapı ve şekilde, günümüzdeki türünden hiçbir farkı olmaksızın duruyor. İddia ettiğiniz gibi evrimsel bir süreç görünmüyor” dediğinizde olması gereken şey, savundukları teorinin sorgulanması gerektiğidir. Fakat yapılan, "demek bu canlılar evrimini daha önce tamamlamış veya demek bu canlı evrime ihtiyaç duymamış" gibi tamamen ön kabullere dayalı varsayımlara, hikâyeye ve zanlara dayanarak, Evrim Teorisi’ni mutlak doğru kabul edip delilleri onun lehine yorumlamaktan öte bir şey değildir. Dolayısıyla her ne delil bulursak bulalım Evrimciler olguları onları daima doğrulayacak şekilde yorumlamaktadırlar. Bu ise bilim felsefesinin bizlere ifade ettiği bütün bilimsellik ve bilimsel açıklama kriterlerine aykırıdır. İşte Evrim Teorisi’ni, Psikoanaliz ve Marksizm gibi bilimsel olarak görmeyen Popper bunu net bir şekilde ifade etmektedir: ''Darwinizm'in test edilebilir bilimsel bir teori olmadığı,aksine sadece metafiziki bir araştırma programı, test edilebilir bilimsel teoriler için her türlü eleştiriye açık çok kaba bir çerçeve olduğu sonucuna varmış bulunuyorum...Darwinizmin hayatın menşe'ini açıklayabildiğini sanmıyorum.'' (13)
Bir diğer örnek olarak ünlü Fransız matematikçi Marcel Schützenberger’in konu ile ilgili ifadelerini de ifade ederek bu bölümü sonlandıralım. Evrim Teorisi’nin bilimsellik kriterlerine aykırı bir teori olduğu için eleştiren Marcel Schützenberger, ateş böceklerini örnek vererek bu durumu şöyle izah etmiştir: “Ateşböcekleri ışık üreterek bir araya gelirler ve bundan haz aldıklarına eminim. Neden yalnız ateşböceklerinin bunu yaptığını bilmek ilginç olurdu. Onların neden ışığı icat ettiğini açıklayabilecek genel bir sebep var mı? Bu canlı türü çiftleşmek için diğer türlerin kullanmadığı bu kadar kompleks bir mekanizmaya neden ihtiyaç duymuştur? Her özel soru için bana özel bir cevap verebilirsiniz. Fakat ben iddia ediyorum ki, Evrim Teorisi’nin durumunda, baştan hangi özel açıklamayı yapacağınızı belirleyebilecek hiçbir genel ilke yoktur. Bir teorinin yanlışlanamayacak bir teori olması işte budur.” (14)
--- YEDİNCİ NOKTA: Bilimsellik kriterlerini sağlayamaması sebebiyle eleştirilen Evrim Teorisi’nin, bilimsel bir teori olduğu yönündeki savunmasıyla ünlü Micheal Ruse şöyle demektedir: “Evrimin bütünü görünmüyor olabilir. Ama o bir gerçektir, hem de ortaya iyi konmuş bir gerçektir. 8’inci Henry’nin kızı Elizabeth’in İngiltere kraliçesi olması ve göğsümde kalbimin atması kadar gerçektir.” (15) Fizikçi, kimyacı veya uzay bilimci olsun hiçbir bilim adamı, kendi alanlarıyla ilgili ifade ettikleri bilimsel teorileri, deneylerle gösterilebilmesine, delillendirilebilmesine rağmen, bu teorilerinin mutlak doğru ve değişmezliğine yönelik bu kadar kesin ve emin ifadeler kullanmaz. Kaldı ki Evrim Teorisi gibi gözlemlenemeyen, sınanamayan, geçmişle ilgili iddialarda bulunan bir teoriye yönelik bu kadar net ve kesinlik içeren ifadeler kullanmak Ruse’un meseleye bilimsel değil, ideolojik yaklaştığını göstermektedir. Bu davranışı birçok evrimcide de görebiliriz. Ruse’un bu aşırı savunması ile Evrim Teorisi’nin bilimsel kriterler açısından değerlendirilmesi arasında ciddi bir fark vardır. Ruse’un kalbinin atıp atmadığı gözlemle doğrulanabilir, yanlışlanmaya da (sınanmaya) açıktır. Elizabeth’in kraliçeliği ile ilgili geçmişte yaşayanların tanıklığı, bunu ileten yazılı belgeler ve resimler vardır. Üstelik Ruse’un kalbinin attığına ve Elizabeth’in kraliçeliğine karşı bir teori de yoktur. Burada Evrim Teorisi, gözlenen canlıların biyolojik durumuyla değil de, kökeniyle alakalı olduğu için, evrimsel açıklama, insanlık tarihinden örneklerle –Elizabeth örneği gibi- benzetilerek, teorinin bilimsel kriterlere uygunluğunun tarih bilimi ile benzer olduğu söylenmek istenmektedir. Oysa Elizabeth örneğindeki gibi tarihsel vakalar birçok ayrı kanaldan gelen yazılı veya resimli belgelere dayanır. Evrim Teorisi için bu tarzda bir belge gösterilemez. Aristoteles veya İskender bilinmeseydi, yazılı belgeler olmadan sırf günümüzdeki insanları ve toplumları inceleyerek hiç kimse Aristoteles’in veya İskender’in yaşadığını ortaya koyamazdı. Evrim Teorisi’nin, Elizabeth ilgili tarih biliminin anlatımlarının epistemolojik (bilgi kuramı ile ilgili) desteğinin aynısına sahip olabilmesi için –Michael Ruse’un iması budur- yazılı belgelere karşılık gelecek bir desteğe sahip olması gerekirdi; oysa bu şekilde herhangi bir desteği bulunmamaktadır.
Bazıları fosillerin bu tarihsel belgelere karşılık geldiğini düşünebilir. Aslında Evrim Teorisi’nin savunulmasında fosiller, genel kitlenin sandığından daha az önemli olmuştur. Darwin ve ondan sonra birçok bilim insanı, Evrim Teorisi’ni, yaşayan canlılardan yola çıkarak yaptıkları soyut akıl yürütmelerle formüle etmeye çalışmışlardır. Fosiller, ölmüş canlı hakkında bilgi verir, fakat bu canlının nasıl türediğini söylemez. Fosillere dayalı çıkarım da tamamen soyut akıl yürütmelere dayanır. Fosiller, beraberlerinde canlının soyağacı ve nasıl türediği ile ilgili belgelerle bulunmazlar. Hiçbir fosile dayanarak, bu fosili bırakan canlının ayrıntılı hayat hikâyesini anlamamız mümkün olamaz. Hiçbir fosil, kendi soyağacı ve hayat hikâyesi ile gömülü değildir. Kaldı ki, çıkarılan on binlerce fosil incelendiğinde günümüzdeki canlıların milyonlarca yıl öncesinde de aynı yapısını koruduğu gözlemlenmiştir. Ara form diye öne sürülen birkaç fosil, nesli tükenmiş farklı bir tür canlı olabileceği bir kenara dursun, soyut akıl yürütme neticesinde ulaşılan varsayımlardan öteye gidememektedir. Tüm bunlar, Evrim Teorisi’nin, tarih biliminin sahip olduğu epistemolojik desteğe bile sahip olamadığını gösterir.
--- SEKİZİNCİ NOKTA: Evrim Teorisi’nin gözlemlenemeyen bir süreç olmasına karşın Michael Ruse, birçok zaman katilleri de göremediğimizi, fakat kullanılan bıçağın incelenmesi, geçmişteki husumet ve benzeri unsurları birleştirip sonuca varabildiğimizi söyler. Ruse, William Whewell’in, tümevarımların birleşiminden sonuca varmak için ideal yöntem olarak gösterdiği ‘birleşmeli tümevarım’ (consilience of induction) yönteminin, Evrim Teorisi’nin yöntemi olduğunu söyler. (16) William Whewell, değişik alanlardan delillerin topluca bir tümevarım gerçekleştirmelerini tarif etmek için ‘birleşmeli tümevarım’ deyimini kullanmıştır. O, teorilerin genellemeleri sayesinde bilinmeyen vakaların tespit edilmesi ve teorinin öngörüde bulunma gücüne sahip olması gerektiğini ifade eder. (17)
Evrim teorisine dayanarak bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Bu teori, Whewell’in ortaya koyduğu kriterleri karşılayamamaktadır. Ruse’un katilin bulunması için söyledikleri elbette ki göz ardı edilemez. Ama katilin bulunması için mevcut deliller, en azından alternatif katil adaylarından herhangi birinin katil olduğunu diğerlerinden daha çok ortaya koyuyorsa kabul edilir. Eğer, başlangıçtaki şartlanmışlığımızdan dolayı ‘Çinlileri sevmiyorsak’ ve alternatif adaylardan Çinli olanın katil olduğunu, diğer katil zanlılarına nazaran Çinliyi ön plana çıkaran bir delil olmamasına rağmen iddia ediyorsak, bu kabul edilemez. Bilimsellik kriterlerimiz ister Bacon, ister Popper, ister Carnap, ister Whewell gibi olsun; eğer alternatif teorilerden birinin diğerine üstünlüğüne gösteremiyorsak bilimsel kriterleri karşılayamayız. Doğanın içinde kalmak gibi peşin bir kabulü Evrim Teorisi’nin alternatif teorilerine karşı tek dayanağı yaparsak Çinlileri sevmemek gibi apriori (önsel, ön kabullü) bir yaklaşım ile Çinlinin katilliğini diğer alternatiflere karşı ilan ettiğimizdeki hataya düşeriz. Çünkü felsefi, teoloji veya varoluşsal tercihlere dayalı ‘apriori kabuller’den elde edilen sonuçların bilimselliğin kriterlerini teşkil ettiğini söyleyemeyiz. Evrim Teorisi’ni savunanların ‘Neden Evrim Teorisi’ni türlerin bağımsız yaratılışına karşı tercih ediyorsunuz?’ sorusuna verdikleri cevap eğer ‘Çünkü doğa içinde kalmalıyız’ anlamına gelecek bir cevabın ötesine geçemiyorsa, bu cevap sadece kabul edilen ‘apriori bir metafizik ilkeyi’ açıklamakta fakat objektif bir delil olamamaktadır. (18)
--- SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:
Yukarıda ifade edilen meseleler düşünüldüğünde karşımızda utanılacak ve şaşılacak bir durum vardır. Bir düşünce ki bilimsel olduğunu söylüyor, ama bilimsel ölçüme elverişli olamıyor. Gözlemlenemiyor, tekrar türetilemiyor, ölçülemiyor. Ama müdafaacıları, hayatın başlangıcı ve gelişmesi mevzuunda onun yüce ve çürütülmez bir gerçek olarak görülmesini istiyorlar. Böyle bir durumda, kendine saygısı olan her bilim adamının delilleri görmek isteyeceği düşünülür. Rus biyokimyacısı ünlü evrimci Alexandr Oparin, ''Peşinde olduğumuz şey eğer delil ise, onu hiçbir zaman bulamayacağımızı'' söyler. (19) Çünkü ona göre, biyolojik oluşumun ilk canlı varlığının ne olduğu konusunda kimya ve fizikte olduğu gibi bir delil elde etmek mümkün değildir. Aslında Darwin bile bu kadarını anlamıştır. 1863'te yazdığı bir mektupta bu gerçeği kabul ettiğini gösteren şu satırlara yer vermiştir: ''Detaya indiğimiz zaman hiçbir türün değişmediğini ispatlayabiliriz. (Yani herhangi bir türün değiştiğini ispat edemeyiz); Ayrıca teorinin temelini oluşturduğunu farz ettiğimiz değişimlerin faydalı değişimler olduklarını ispatlayamayız'' (20) O halde, bilimsel gözleme istinad etmeyen bu evrim görüşü, şahsi bir inanç meselesi olmalıdır. Teori hakkında söylenebilecek en iyi şey, onun hayatın nasıl geliştiğine dair birçok insanın paylaştığı, ne ispatlanabilen nede yanlışlanabilen bir inancı temsil ettiğidir. Şüphesiz herkes inançlarını, teorilerini ve şahsi kanaatlerini kendisi belirleme hakkına sahiptir. Ama evrim yanlıları teorilerinin sade bir inanç unsuru olmaktan öte bir şey olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre evrim, ispatlanabilir olmasa da açık bir hakikattir ve onlar evrimin temel doktrinlerine yönelik muhalefete hiçbir şekilde tahammül göstermezler. “Bilimsel kriterleri sağlamamasına rağmen niçin Evrim Teorisi bilimsel olarak sunulmakta ve kabul edilmektedir?” diye sorulursa bunun cevabı: Materyalist, ateist felsefe ile tanımlanmış bilim anlayışının hâkim olduğu paradigmanın (değerler ve anlayışlar dizisi) temellendirilebilmesi Evrim Teorisi’nin doğrulanmasına bağlıdır. Bu sebeple bilimselliğin hiçbir kriterini sağlamayan Evrim Teorisi’nin bu eksiklik ve zafiyetleri görmezden gelinmekte, ona özel bir konum sağlanmaktadır. Bu noktada Amerikalı felsefeci Norman Geisler’in yorumunu ifade edip yazımızı sonlandıracağız: Norman Geisler, evrimin bilimsel bir metotla irdelenmediğini ve ön kabullere dayandığını dile getirir ve şöyle der:
“Evrim Teorisi’nin prensiplerine göre, daha iyi bir çözüm bulana kadar evrimin doğru olduğu kabul edilecektir. Ancak, bilim böyle yapılmaz. Bu savunmada evrime, bilimde yeri olmayan özel bir konum verilmiştir. Teorilere önceden özel bir konum atfedilemez. Sırf bir alternatif henüz ileri sürülmediği için, onların muhakkak doğru olduğu ileri sürülemez. Dahası, henüz yanlışlanamadıkları için, doğru oldukları da varsayılamaz. Böyle bir yaklaşım, bilimsel değildir. (21)Evet, bugün bir evrimci, her şeyiyle ''Evrime iman eden sadık bir mümin(!)'' dir; Tabii seleksiyonla vaftiz olmuş, müjdeyi (Vahyi) yaymak ve diğer türdeşlerinin Darwinin doktrinlerini kabul etmeleri için tebliğe soyunmuştur.
NOT: YAZIYI BEĞENEREK VEYA PAYLAŞARAK DAHA FAZLA KİŞİYE ULAŞMASINI SAĞLAYABİLİRSİNİZ...
DİPNOTLAR:
(1) Davies, Paul. The Last Three Minutes, Basic Books, New York, 1994, s. 49-50
(2) Mayr, E. The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of Harward University Press, Cambridge, 1982, s. 862.
(3) Charles Darwin, The Origin of Species, s. 71-100.
(4) Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, s. 87.
(5) W.B. Gallie, Explanations in History and the Genetic Sciences, Prentice Hall, New Jersey, 1970, s.156
(6) Karl R. Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Klasik Yapıtlar Dizisi, İstanbul, 1988, s.130-134
(7) Prof.Dr.Adem Tatlı, Bilimlerin Işığında Yaratılış, İstanbul 2015, Sf.545 (Taslaman, ilgili makale)
(8) JANVIER P.(1996): Phylogenetic classifications of living and fossil vertebrates.Bulletin De La Societe Zoologique De France (1997, Vol:122, Pp: 341-354)
(9) Karl R. Popper, Tarihçiliğin Sefaleti, s.113
(10) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.144-145
(11) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.145
(12) Karl R. Popper, Darwinism as an Metaphysical Research Program, s.147
(13) POPPER K. (1976): Unended Quest, An Intellectual Autobiography.The Library of living Philosophers In.. England
(14) Schützenberger, M. Mathematical Challenges to the Neo-Darwinian Interpretation of Evaluation, ed: P.S. Moorhead, M.M. Kaplan-Wistar Institute Press, Philedelphia
(15) Ruse, M. Taking Darwin Seriously, Basil Blackwell, New York, 1989, s.4.
(16) Ruse, M. Is There a Limit to Our Knowledge of Evolution, Promethus Books, New York, 1996, Sf. 118.
(17) Butts, R.E. ‘William Whewell’, The Cambridge Dictionary of Philosophy, ed: Robert Audi, Cambridge University Press, Cambridge, 1999, s.850-851
(18) Prof.Dr.Adem Tatlı, Bilimlerin Işığında Yaratılış, İstanbul 2015, Sf.551 (Taslaman, ilgili makale)
(19) OPARIN A.(1961): Life Its Nature, Origin and Development Oliver & Boyd, s.33 Edinburg
(20) DARWİN, C.(1887): Life and Letters, (ed) Francis Darwin (New York: Appleton). c.II s.67
(21) Geisler, N.L. and Brooks, R. M. Come let us Reason. Grand Rapids: Bakir, 1990, S. 95-96.)
Delillerle İslam
Yorumlar
Yorum Gönder